15 Aralık 2014 Pazartesi

Türkiye'nin yakın ekonomi tarihi

Uğur GÜRSES'in Hürriyet'teki yazısındaki küçük bir ama önemli bir tespit dikkatimi çekti. Genelde AKP iktidarı 2011 öncesi ve sonrası diye ayrılır incelemelerde. Gürses ise 2007 yılını bir eşik olarak belirlemiş ve Derviş reformlarını dikkate almış. Yazının geneli hakkında da fikir veren bu kısım şöyle:
" Türkiye'nin yakın ekonomi tarihi ikiye ayrılıyor; ilki 2002-2007 arası Derviş reformları ve yüklü IMF parasının kullanıldığı, yüksek büyüme ve ivme kazanılan dönem. İkincisi de 2008 sonrasında küresel likiditenin sefasının sürüldüğü, reformların ötelendiği, politik olarak da çoğulculuktan uzaklaşılan, kutuplaşma ile hukuksuzluk ve yolsuzluk algısının yükseldiği dönem."

11 Aralık 2014 Perşembe

ABD Rekabet Hukuku Uygulamaları için bir Rehber

ABD'de kurulu olmasa bile günümüz küreselleşmiş ticaret sisteminde şirketlerin ABD rekabet otoriteleriyle işi olabilir. Bunun için Jarod Bona The Antitrust Attorney blogunda kısa bir bilgi kaynağı sağlamış. Güzel.

Makale yazmak isteyen genç ekonomistlere bir rehber.

Monitoring the Economy 447 dersi ODTÜ'nün farklı ve özellikli bir dersidir. Genellikle az sayıda öğrenciden oluşan sınıflarda Prof. Ercan Erkul Hoca sadece iktisadı değil, iktisat mantığını, soru sormayı, cevaplar için nerelere bakılması gerektiğini öğretmeye çalışır.

Yıllar sonra Ercan Hoca ile iletişime geçip dersin twitter hesabına kaydoldum. Türkiye odaklı ama dünyayı tanıyan bir kaynaktan ilgi çekici makale, okuma, tartışmalara ilişkin linklere her tıkladığımda ufuk açıcı kaynaklara ulaşabiliyorum.

Ulaştığım bu kaynaklardan ve Ercan Hoca'nın favori iktisatçılarından Varian'ın bir makalesini burada paylaşmak isterim.

Makale genç iktisatçılar için nasıl model yapılır, nasıl sorular sormalıdır, ne zaman literatüre bakılmalıdır gibi sorulara içten ve samimi cevaplar içieren bir relaks formatta yazılmış bir kaynak. İlk versiyonu 1994'te yazılmış ama güncellene güncellene oluşan 2009 hali burada.

İlgi çekici:

How to Build an Economic Model in Your Spare Time
by
Hal R. Varian
UC Berkeley
December 1994
Current version: July 25, 2009
Abstract. This is an essay for Passion and Craft: Economists at Work, edited by Michael
Szenberg, University of Michigan Press, 1997.
Keywords.
Address. Hal R. Varian, Dean, School of Information Mangement and Systems, UC
Berkeley. Web page http://www.sims.berkeley.edu~ha

27 Ağustos 2014 Çarşamba

Sektörlerin Rekabet Durumu

Dünya Gazetesi'nden İsmet ÖZKUL'un köşe yazısında incelediği ve özetlediği TÜİK istatistikleri ilgi çekici. Kısa bir özet:

"TÜİK verilerine göre düşük düzeyde yoğunlaşma olan, yani rekabet koşullarının daha düzgün işlediği sektör sayısı 2011'de 220 iken 2012'de 227'ye yükseldi. Buna karşın yoğunlaşmanın çok yüksek düzeyde olduğu, yani tekelleşmenin etkili olduğu sektör sayısı 117'den 110'a geriledi.

Orta düzeyde yoğunlaşma olan sektör sayısı 93'ten 91'e gerilerken, yüksek düzeyde yoğunlaşma olan sektör sayısı aynı sayıda artarak 85'ten 87'ye çıktı. Yüksek ve çok yüksek yoğunlaşma olan sektör sayısı 5 azalırken düşük yoğunlaşma olan sektör sayısı 7 arttu"

17 Ağustos 2014 Pazar

Bahşiş Meselesi

Türkiye'de, kimi zaman, bozukluklardan kurtulmak ya da yemek sonrası hesabı tüme tamamlamanın bir yolu olan; çoğu zaman da  yemek hesabı ödenirken "garson için de şu kadar koyalım" diye atlanmayan bir olaydır bahşiş. Cömert bir bahşiş vermeden hesabı kapatmayanlar olduğu gibi kuruş fazla para vermek istemeyen insanlar da var. Garsonların kimileri için bahşiş normalleşmiş bir olayken, kimi garsonların sevindiği, vale gibi mafyözlerin ise fiks ücrete bağladığı bir olay.

Her turistik rehberde bahşişin özellikle vurgulandığı ABD'de ise bu mesele (özellikle restoranlarda) hesabın zorunlu bir parçası. Kanunen sizi sorumlu kılan bir durum yok tabii ki, ancak gelen fişlerde hesabın %10-15-20'sine göre ne kadar bahşiş verebileceğinize dair bilgilendirmeler bir yana sizi yabancı gören garson kızın "la bunlar bahşiş vermezler falan ben bi yazayım da ne olur ne olmaz" diye fişe bozuk İngilizce'yle not düştüğü de deneyimlenen durumlardandır. (Bkz: foto). ABD'de verilen bahşişin yıllık 40 milyar dolar olduğunu duymak da insanı şaşırtıyor.

Günlük hayatımızda "ne kadar versem" acabaların dışında (genellikle %10-15'tir cevap) pek yer tutmayan bahşişin ekonomisi hakkında Freakonomics Podcast radyoda, kitabın yazarlraı Dubner ve Steve Levitt'in oldukça kapsayıcı bir yayınının tekstini okudum. Dinlemek isteyenler buraya, okumak isteyenler buraya tıklayabilir. Bu yayında ortaya çıkan bazı hususlar üzerine bir özetine yer vermek isterim:

Efenim, Dubner ve Levitt, birçok garson, çalışan ile yapılan röportajların yanında bahşiş meselesine akademik olarak bakan, Cornell'den Michal Lynn''e bayağı söz vermişler. Lynn'in araştırmalarına göre ABD'de:
- Fit, güzel iri göğüslü 30larında sarışın kadın garsonlar daha yüksek bahşiş alıyorlar.
- Kadınlar erkeklere, erkekler kadınlar daha yüksek bahşiş veriyorlar.
- Hizmetin iyi olması ile bahşişin yükseliği arasında korelasyon düşük. Yani  bahşişin yükseliğini hizmetten öte diğer değişkenler belirliyor.
- Garsonun müşterinin omzuna dokunması ya da masanın yanında diz çökmesi (daha iyi iletişim için tabii ki) bahşişi arttırıyor.
- Fişe yazılan notlar, çizilen gülümseyen suratlar (kadınlar tarafından çizildiyse) bahşişi arttırıyor.
- Zenciler beyazlardan daha az bahşiş alıyor. Hatta Lynn bu nedenle bahşişin ayrımcı olduğunu ve yasaklanması gerektiğini söylüyor.

HBS'ten Magnus Torfason ise ülkelerde bahşişin konu olduğu meslek sayısları hakkında bilgi verdikten sonra (ABD'de 33, izlanda'da sıfır) bahşiş davranışı ile üklelerdeki yolsuzluk seviyesi arasında anlamlı bir pozitif korelasyon bulduğundan bahsediyor.

Podcastte bahşişin konu olduğu sektörlerde çalışan, başta garsonlar olmak üzere, birçok kişi ile yapılan mülakatlar da var.

Enteresan.

İşte bahşiş meselesi böyleyken böyle.

5 Mayıs 2014 Pazartesi

Lüks ürünlerde kaba davranan satıcı daha çok satış yapıyor!


"Hmm madem satıcı beni aşağıladı, bana hakaret etti, şu 12bin dolarlık LV çantayı hemen satın alayım....""

University of British Columbia's Sauder School of Business'tan Darren Dahl ve Cox School of Business at Southern Methodist University'den Morgan Ward'ın yaptığı ve Journal of Consumer Research'ün 2014 Ekim sayısında yayımlanacak bir çalışmaya göre Louis Vitton, Gucci gibi ürünlerin mağazalarındaki satış görevlilerinin kendini beğenmiş, snob olması ile yapılan satışlar arasında pozitif bir ilişki var. Bu durum satış görevlisi doğrudan markanın temsilcisi ise mümkün oluyor.

Enteresan ancak anlaşılır bir durum.

İlgili çalşıma:
Darren Dahl, Morgan Ward. Should the Devil Sell Prada? Retail Rejection Increases Aspiring Consumers' Desire for the Brand. Journal of Consumer Research, October 2014