25 Mart 2008 Salı

Benzinde Dünyanın En Çok Vergi Alan Ülkesi: Türkiye

Economist'ten bir haber. Ayrıntılı değil. Sadece dünyada -litre başına ödenen vergi olarak- benzinden en çok vergi alan ülkeleri sıralamışlar. And the Oscar goes to...... Turkey!!!



21 Mart 2008 Cuma

Krugman: Küresel Finansal Kriz; 1930lar ve 2000ler

Babalardan Paul Krugman, son dönemde ABD kökenli sub-prime mortgage kredilerindeki risklerin realize olmasıyla başlayan ve aylardır yayılarak/dalgalanarak devam eden finansal krizi konu ettiği yazısında 1929-1930lara gönderme yapıyor.


Krugman, 1929'da başlayan buhranın asıl sorunun 1930 yılında yaşandığını söylüyor. 1930'larda bankacılık sisteminin regüle edilmeyen, denetlenmeyen bir pazar olması 1929 krizinin etkilerini ençoklayan unsur olmuş. Biz, diyor Krugman, 1930lardan aldığımız dersleri unuttuk. Bankacılık sistemini o dönemden sonra sıkı kurallara bağlamıştık, regüle etmiştik. Ancak Wall Street karar alıcıları riski -ve aynı zamanda kârı- kısan düzenlemelerden hiç hoşlanmamıştı; sonuç olarak da zamanla, yavaş yavaş politikacıları ikna ederek kuralları esnettiler ve regülasyonları by-pass etmek için karmaşık mali sistemlerle bankacılığın güvenliymiş gibi olduğunu göstererek, bir "gölge bankacılık sistemi" (shadow banking system) yarattılar.


Bu gölge bankacılık sistemini şöyle anlatıyor; eski sistemde tasarruf sahipleri tasarruflarını devlet tarafından sigortalanmış ve sıkı biçimde regüle edilen banka mevduatlarında değerlendiriyordu. Ancak günümüzde bu sistemin yerini tasarruf sahiplerinin tasarruflarını, mortgage kaynaklı borçlanmalarla karşılıklandırılan yükümlülükleri satın alan özel yatırım araçlarının varlığa dayalı menkul kıymetlerine yatırım yapan fonlara yatırdıkları bir sistem aldı [1]. (zor bir çeviri oldu; eminim ki bayağı sorun vardır :)) Bu sistem yeterince sıkı regüle edilmiyordu da. Yıllaaaar geçtikçe de bu gölge bankacılık sistemi daha kârlı olduğu için geleneksel bankalardan daha kârlı hale geldi. İşte bu sırada da yeni sistemin güvenlik açığı olduğunu söyleyenlere eski kafalı dendi.


Krugman, literatürdeki bankacılık krizinin tanımı olan "herkesin aynı anda bankalardaki paralarını çekme yönünde güdülenmesi" çerçevesini işte bu gölge bankacılık sisteminde yaşanan krize uygularken şöyle bir yenilik getiriyor; artık, diyor, insanlar paralarını gölge bankacılık sisteminden çekip hazine kâğıtlarına yatırıyorlar. Sonuçta da mali daralma kısır döngüsü oluşuyor.

Paylaşmak istediğim bir yaklaşım.

[1]For example, in the old system, savers had federally insured deposits in tightly regulated savings banks, and banks used that money to make home loans. Over time, however, this was partly replaced by a system in which savers put their money in funds that bought asset-backed commercial paper from special investment vehicles that bought collateralized debt obligations created from securitized mortgages — with nary a regulator in sight.

Televole Kültürü ve Yükselen Muhafazakârlık

Oray Eğin, AKP döneminde belki de AKP'nin yükselmesine neden olan unsurlardan birisi olarak Televole kültürünü gösteriyor bugünkü yazısında. Diyor ki;

...AKP döneminde, MİT Başkanı’nın öngörüsü [“Televole kültürü Türkiye’ye komünizmi getirek"] bir başka açıdan doğru çıktı. “Televole kültürü” dediğimiz ekranlarda paraların uçuştuğu, ceketlerin yakıldığı, tabakların kırıldığı, şampanyaların sınırsız patladığı, haksız kazançla elde edilen arabaların trafiği tıkadığı ve bütün bunların övünçler ekrandan yansıdığı bir sanal dünyaydı. Görüntüler kaçınılmaz olarak tepki yarattı. Türkiye’nin bu görüntülerin dışında kalan halkı müthiş bir muhafazakârlığa gömüldü, komünizmi değil ama konservatizmi tercih etti....

Acaba Türkiye'de muhafazakârlığın yükselmesinde Televole kültürünün bir etkisi olabilir mi? Etkisi varsa güçlü müdür? Cevabını merak ettiğim sorular.

20 Mart 2008 Perşembe

Krize isim: Roller Coaster

Referans gazetesinden Eyüp Can, bugünkü yazısında dünyadaki ekonomik gelişmelerle birlikte Türk piyasalarında yaşananların "kriz" yerine "roller coaster" olarak nitelenmesi gerektiğini söylüyor.

...İlla da kriz diyecekseniz "yeni kriz" tanımım şu: Roller coaster.
Siz hiç hayatınızda "roller coaster"a bindiniz mi?
Ben iki defa bindim. Biri çocukluğumun Adana'sında lunaparka kurulan minik korku tüneliydi, diğeri ise üniversite yıllarımda ABD'de 91 metre yükseklikten dimdik aşağı süzülen uçan gemi.
Naçizane tavsiyem; önce derin bir nefes alın, sonra kemerlerinizi sıkı sıkıya bağlayın. Çünkü bundan sonra yaşanacakları kim nasıl tanımlarsa tanımlasın, içinde bulunduğumuz araç bir aşağı bir yukarı, bir sağa bir sola; bir kancaya bir boşluğa asılı, 360 derece salınıp duran bir "roller coaster" olacak.
Küresel ekonomi lunaparkında, raydan çıkma riski sıfıra yakın, güvenli bir "roller coaster"la kalpten gitme ihtimali yüksek heyecanlı bir yolculuğa hoş geldiniz.
Stres, tansiyon, şeker, kalp yetmezliği gibi iç bünyeye dönük rahatsızlıklardan dolayı 2008 ve 2009'da ölüp ölüp dirilebiliriz.
Fakat merak etmeyin; bundan sonra kolay kolay 2001 krizindeki gibi çakılmak ve acil servise komalık bir durumda kaldırılmak yok.
E, tabii kemerlerimizin bağlı olması şartıyla.


İlgi çekici bir tanım. Umarım yaşayacaklarımız Can'ın yorumladığı gibi olur...

19 Mart 2008 Çarşamba

Başkansız Merkez Bankası

2006 baharına doğru Türkiye Cumhuriyet Merkez Bankası Başkanı'nın kim olacağı taratışılıyordu. Zira 14 Mart'ta Başkan Süreyya Serdengeçti'nin görev süresi doluyor ve üçlü kararname ile kimin atanacağı merakla bekeniyordu. Serdengeçti'nin hemen ardından şu anda başkan yardımcısı olarak görev yapan Erdem Başçı vekaleten başkanlığa atanmıştı. Uzun tartışmalardan sonra AKP'nin Cumhurbaşkanlığına sunduğu isim olan Albaraka Türk Genel Müdürü Adnan Büyükdeniz'in Sezer tarafından veto edildiği öğrenildi. Bu şekildeki git gellerden sonra Nisan'da Durmuş Yılmaz, Sezer tarafından onaylanıp Merkez Bankası başkanlığına atanmıştı.

Demem o ki; şu sıralar Japonya Merkez Bankası da (BoJ) benzer bir durumu yaşıyormuş. Muhalefetteki Demokrat Parti'nin uyarılarına ve bağımsız olduğuna inanmadıkları başkan adaylarını veto edeceklerini söylemesine rağmen Japon Başbakan Fukuda'nın Japon parlementosuna sunduğu ve muhalefetçe veto edilen iki isim de Japon Maliye Bakanlığı kökenli.

IHT'deki haberde şöyle bir satır var: "...Economists and former bank officials call it a humiliating situation for a country that has been trying for years to assume an international political role commensurate with its $5 trillion economy..." İlginç buldum. Türkiye 5 trilyon dolarlık bir ekonomi değil ama Merkez Bankası başkanının atanmasında yaşadıklarımız, Japonların yaşadıklarından daha az "humiliating" değildi!.

Krizin yayılması

Sanayi ve Ticaret Bakanı Zafer Çağlayan, Milli Prodüktivite Merkezi'nin Genel Kurulunda şöyle buyurmuş:

...Tabii ki dünya ekonomisinde olabilecek gelişmeler Türkiye'yi de bir nispette etkileyecektir. 107 milyar dolar ihracat yapan bir ülkenin nereye nasıl ihracat yaptığının iyi görülmesi lazım. İhracatımızın yüzde 60'ından fazlasını AB ülkelerine yapıyoruz. ABD ile dış ticaretimiz yok denecek kadar azdır. Dolayısıyla ABD ekonomisinde oluşabilecek herhangi bir durgunluk Türkiye'yi çok fazla etkilemeyebilir ama dünyadaki genel dalgalanmadan her ülke gibi Türkiye de belli oranda mutlaka etkilenebilir....

Birisinin krizlerin yayılmasının ticaret kanalıyla olduğu yılların çoook gerilerde kaldığını bakana söylemesi lazım. Günümüzde bir ülkede ortaya çıkan krizler finansal sermaye kanalıyla dünyaya yayılıyor. Yani, örneğin, eskiden ABD'de kriz çıkınca, onunle en çok ticaret yapan Meksika, Kanada gibi ülkeler etkilenenlerin başında gelirdi. Ama günümüzde ülkelerarası ödünç verilebilir fonlar ve hisse senedi ticareti, mal ve hizmet ticaretinden kat kat fazla ve çok daha hızlıdır. O yüzden krizlerin yayılmasını sadece ticaret kanalı bağlamak büyük bir hatadır.