6 Ekim 2008 Pazartesi

Erinç Yeldan'ın Kriz Hakkındaki Görüşleri


Selam,

yine üyesi bulunduğum ekonomi topluluğu mail grubu aracılığıyla haberdar olduğum bir söyleşi.

İktisat Profesörü, "bağımsız sosyal bilimci" Erinç Yeldan ile yapılan bu röportaj oldukça özetleyici ve beyin kaşındırıcı. Üstteki linke tıklamadan önce yazıdan yaptığım alıntıları aşağıya taşıyorum. Bir nevi "azz sonra" magazin haberciliği. :)

...örneğin 14 Mart tarihinde ABD’de Bearn Stearns adlı yatırım bankası kamunun kaynaklarıyla kurtarıldığında, muhafazakar görüşleri ile tanınan Financial Times’ın baş ekonomisti Martin Wolf, karışık duygular içerisinde şu satırları dile getirmişti: “14 Mart 2008 tarihini unutmayınız: Bu tarih bundan böyle küresel serbest piyasa kapitalizm düşünün öldüğü gün olarak anılacaktır.”...

...Bu müdahalelerin sosyalizmle alakası yok, bu müdahaleler kapitalizmin ta kendisidir. Zaten devletler kapitalizmi kurtarmak için ve doğrudan doğruya sermayenin lehine her türlü müdahaleyi her zaman yapar...

... Zaten “küreselleşmeci devlet” dediğimiz de ekonomiye karışmayan değil, sadece sermayenin mantığına karışmayan, ama çalışana, emeğe, enflasyonla mücadeleye, para politikasına, kamu maliyesi politikasına, ticaretin yönlendirilmesine hep sermaye lehine müdahalede bulunan devlettir. Bu kriz bunları hatırlamamıza sebep oldu, hepsi bu...

...bu dünyada sistem sürdürülemez bir noktaya geldi. Bunu aşmak için ne yapmak gerekiyor? Küresel çapta talep yaratıcı müdahalelerde bulunmak gerekiyor. Ama bu da büyük sermaye tarafından hazmedilemez, çünkü büyük sermaye “Dünya ticaretini sadece ben yönlendireyim” diyor. Eğer kârlılığı kısıtlanırsa buradan tek çıkış yolu kalıyor; “düzeltici savaş.” ...

...Ancak 2007’de patlak veren küresel kriz ile birlikte Türkiye’nin 2003 sonrası birinci AKP hükümetine nasip olan, o kabaca 150 milyar dolarlık dış kaynağa, son derece ucuz krediye, ithalat ucuzluğuna, döviz ucuzluğuna dayalı büyüme modeli artık bitmiş durumda...


...Türkiye 2003 sonrasındaki bu artan ithalatını ise önce sıcak parayla, sonra soğuk para denilen özelleştirme ve gayrimenkullerle, o da yetmedi üçüncü bir çare olarak doğrudan borçlanma ve hatta üçüyle beraber finanse etti. Ama şimdi bu dünyada başlayan likidite krizi bizim şirketlerin borçlanma olanağını sekteye vuracaktır ve ithalata dayalı ihracatımız gerileyecektir...

devamı yukarıdaki linkte....

28 Eylül 2008 Pazar

Serbest Piyasa Çöküyor Mu?

Selamlar. Ne zamandır yeni bir gönderi yayınlamıyordum. Son gönderimden beri ABD'de hepinizin bildiği gibi mortgage krizinin daha güçlü bir artçı şoku yaşandı. Konuyla ilgili Milliyet'ten çeşitli iktisatçıların görüşlerinin derlendiği -ve girişini aşağıya kopyaladığım- güzel bir haber var. Söz konusu haberi üyesi olduğum ekonomi topluluğu mail grubundan duydum.

"Amerikan Hazinesi ve FED, martta Bear Stearns ve JP Morgan’ın birleşmesine 29 milyar dolarlık destekte bulundu. Ardından mortgage devleri Fannie Mae ve Freddie Mac kurtardı. Merrill Lynch’in Bank of America tarafından yaklaşık 50 milyar dolara satın alınmasında ‘yönlendirici’ oldu. Zor durumdaki AIG’nin FED’den 40 milyar dolarlık kredi istediği henüz karşılanmış değil ancak New York Eyaleti AIG’nin iştiraklerinden 20 milyar dolar kullanmasına izin verdi. Avrupa’da da iflaslara izin verilmedi. İngiltere’de Northern Rock devlet tarafından kurtarıldı. Şimdi finans kuruluşlarının oluşturduğu fonların yanı sıra Amerikan Tasarruf ve Sigorta Mevduatı Fonu FDIC devreye giriyor. Ancak ABD’de 10 büyük bankanın, Lehman iflasının etkilerinin azaltılmak için kurduğu 70-100 milyar dolarlık acil fon havuzu için kredi musluklarını açan FED ve ABD Hazinesi, FDIC’in kredi fon talebini de karşılamak durumunda.Dolayısıyla kamu otoritesi, krizin göbeğinde ‘düzenleyici’ olmaktan çıkmış, ‘kurtarıcı’ olmuş durumda. Ancak, teorinin vaazına göre ‘serbest piyasa’da ‘çürüklerin ayıklanmasına’ izin verilmesi gerekiyordu...Türk iktisatçılar ve ekonomi yazarları arasında başlayan bu tartışma aslında dünya ölçeğinde devam ediyor."

6 Temmuz 2008 Pazar

Katılım bankaları TCMB'deki munzam karşılıklarına gelen faiz al(a)mıyor!

Referans'tan ilginç bir haber. Dini temeller üzerine kurulmuş ve Türkiye'de sayıları 4 olan "katılım bankaları" kanuni zorunluluklardan ötürü TCMB'de tuttukları "munzam karşılık"lara TCMB tarafından yine kanuni bir şekilde verilen düşük faizi, faiz olduğu için kabul etmek istemiyorlarmış. Ama TCMB "bana ne kardeşim. bu benim kanuni zorunluluğum ben parayı yatırırım" diye çıkışınca bu elemanlar da sosyal sorumluluk projeleri, reklamlar gibi alanlarda bu parayı kullanıyorlamış.

Bilindiği gibi bu katılım bankaları faiz yerine "kâr payı" dağıtıyorlar. Parayı yatırıyorsunuz. Bir fona devrediliyor ve işletiliyor. Sonra kâr oluşunca bu kâr payı olarak katılımcılara dağıtılıyor. Sonuçta faizin haramlığının "çalışmadan kazanmak"tan geldiğini düşünürsek katılım bankalarının bu durumu dini bir muvazaa gibi geliyor bana...

off off...

15 Haziran 2008 Pazar

Futbol takımları ve forma reklamları


Referans'tan Kenan Başaran'ın ilginç bir yazısı. Başaran, 70lerin sonlarından itibaren Şenes Erzik'in girişimiyle yapılan yasal düzenleme sonrası Türk futbol takım formalarının göğüslerini süsyelen reklamları incelediği yazısında 80lerde bankaların, 2000lerde ise cep telefonu operatörlerinin ortaya çıktığını söylüyor. Oldukça ayrıntılı ve nitelikli bu yazıyı okumanızı tavsiye ederim.


Yazının sonunda verilen ve GS, FB ve BJK'nin yıllar boyu taşıdıkları forma reklamlarını veren istatistik de yandaki gibi. Bellki bu listeyle eski Türk filmlerini izlerken, fotoğraflara bakarken bir futbol takımı forması gördüğümüzde filmin, fotoğrafın tarihini tahmi edebilmek kolaylaşır :).


3 Mayıs 2008 Cumartesi

Biletix. MyBilet, TicketTurk

Kenan Başaran'ın Referans'ta Türkiye online tabanlı bilet pazarını derinlemesine inceleyen iyi bir yazısı var. Okumanızı tavsiye ederim.

Biletix'in 2000'de kurulmasıyla doğan bu pazarda biletlerinizi internet, çağrı merkezi, kiosk, atm gibi noktalar vasıtası ile alabiliyorsunuz. Pazarda yarışan 3 büyük firma var. Oligopolistik bir pazar. Ancak yazının öne sürdüğü kadarıyla henüz doymamış ve genişlemeye müsait bir yapı var.

Evimden çıkmadan bilet alabilmek oldukça ilgimi çekmişti. Her ne kadar Biletix'in koyduğu fiyat farklarını aşırı buluyorsam da tahminim o ki pazar rekabetçi hale geldikçe bu firmaların biletler için aldığı hizmet bedeli ve dolayısıyla da fiyat farkları azalacak.

Yazının sonundaki istatistikleri buradan paylaşayım:

KİM NE KADAR BİLET SATTI (2007)
Firma Bilet (milyon adet)
Biletix..............4.5
MyBilet ..........2.1
TicketTürk ...1.0

KİM HANGİ BİLETTE GÜÇLÜ
Biletix............ Maç ve konserlerde
MyBilet......... Tiyatro ve sinemalarda
TicketTürk ...Anadolu'daki 1. ve 2. lig maçları

KİM NE KADAR HİZMET BEDELİ ALIYOR (%)

Biletix......... 10-18
MyBilet....... 5-10
TicketTürk .7-10

30 Nisan 2008 Çarşamba

Avrupa Birliği'ne Üyelik

Economist'e göre AB üyelik sürecinde devletlerin üstlendiği ve yaptığı reformlarda AB'ye üye olduktan sonra bir duraksama başlıyor. Yazıya göre AB'ye üyelik vaadi, reformların yapılması için etkin bir güdü iken üyelik sonrası devletlerin ekonomik ve politik yapılarında olumlu yönde değişiklik yapmak üzere bir inancı ya da faaliyeti kalmıyor.

Dergi, Bulgaristan'ı örnek veriyor. 1 Ocak 2007'deki üyelik sonrası Bulgaristan içişleri bakanı Rumen Petkov'un suç patronlarıyla olan ilişkisi yüzünden istifaya zorlandığını söylüyor. Bulgaristan'la birlikte Romanya'nın da yolsuzluk sıralamasında oldukça kötü bir performans gösterdiğini ekliyor.

Güney Kıbrıs'ın ise üyelik sonrası adadaki bölünme üzerine KKTC ile anlaşma güdüsünün yok olduğunu da belirtiyor.

Yazıyı okumanızı tavsiye ederim. Görünen o ki AB bürokratları da bu durumun farkında ve üyelik sürecinin üyelik sonrasında yapılan reformlardan daha etkili olduğunu biliyor. Sonuç olarak üyelik sürecini yürüten Hırvatistan, Makedonya ve Türkiye için üyelik sürecine daha önceki devletlere oranla daha çok ağırlık ve önem verilecekmiş gibi görünüyor.

17 Nisan 2008 Perşembe

İllüstrasyon

Grafik tasarımında illüstrasyonların ayrı bir yeri vardır. Mesajları en yalın ve açık biçimde aktarmanın iki boyutlu görsel yolu olan ilüstrasyonlarla ilgili olarak NTV fotoğraf galerisinin bir bölümü ilgi çekici. Ünlüler ve onları anlatan illüstratif çalışmalar. Hoş!

6 Nisan 2008 Pazar

Ulusal Kültür, Futbol ve Şiddet

Dani Rodrik'in blogundan bir gönderi. Rodrik yazısında konu ettiği, Berkeley Üniversitesi'nden Edward Miguel'in (et al.) akadamik makalesine göre geçmişinde sivil savaş olan ulusların futbol oyuncuları maçlarda daha şiddetli bir oyun çıkarıyormuş. Araştırma maçlarda alınan sarı ve kırmızı kartlara göre yapılmış ve gelir seviyeleri, futbolcunun kökeni, pozisyon ve yaşlar da göz önüne alınmış. Türkiye de listede bulunuyor. Her ne kadar şiddetli futbol oynadığımızı düşünsem de görünen o ki geçmişinde "sivil savaş" bulunan Kolombiya, İsrail ülkelere göre Türkiye daha az sarı ve kırmızı kart ile iyi bir durumda.




Rodrik'in bahsettiği makalenin abstractı aşağıda:


National Cultures and Soccer Violence
Edward Miguel Sebastián M. Saiegh Shanker Satyanath
University of California,
Berkeley and NBER
University of California,
San Diego
New York University
April 2008*
Abstract: Can some acts of violence be explained by a society’s “culture”? Scholars have found
it hard to empirically disentangle the effects of culture, legal institutions, and poverty in driving
violence. We address this problem by exploiting a natural experiment offered by the presence of
thousands of international soccer (football) players in the European professional leagues. We
find a strong relationship between the history of civil conflict in a player’s home country and his
propensity to behave violently on the soccer field, as measured by yellow and red cards. This
link is robust to region fixed effects, country characteristics, and player characteristics (e.g., age,
field position, market value). Reinforcing our claim that we isolate cultures of violence rather
than simple rule-breaking or something else entirely, there is no meaningful correlation between
a player’s home country civil war history and regular (no-card) fouls earned or goals scored.

1 Nisan 2008 Salı

Motorola ve Siemens'in kader ortaklığı

Motorola da, Siemens'in yaptığı gibi kötü satış rakamlarına sahip cep telefonu bölümünü satacakmış. 2009'da belli olacak devir için bir Çin ya da Japon firması olasılığı konuşuluyor.

ABD kaynaklı film ve dizilerde tüm dünyaya reklamı yapılan Motorola, Nokia'dan sonra ikinci en büyük cep telefonu markası iken şu anda yerini Samsung'a kaptırmış durumda.

İlgili haberler burada ve şurada.

"Ulusalcılık Bir Hastalıktır"

Nekregû yazar Serdar Turgut'un 1 Nisan 2008 tarihli yazısını sizinle paylaşmak istedim. Benim de düşündüğüm fikirler nükteli bir biçimde toparlanmış. Buyursunlar efenim...

25 Mart 2008 Salı

Benzinde Dünyanın En Çok Vergi Alan Ülkesi: Türkiye

Economist'ten bir haber. Ayrıntılı değil. Sadece dünyada -litre başına ödenen vergi olarak- benzinden en çok vergi alan ülkeleri sıralamışlar. And the Oscar goes to...... Turkey!!!



21 Mart 2008 Cuma

Krugman: Küresel Finansal Kriz; 1930lar ve 2000ler

Babalardan Paul Krugman, son dönemde ABD kökenli sub-prime mortgage kredilerindeki risklerin realize olmasıyla başlayan ve aylardır yayılarak/dalgalanarak devam eden finansal krizi konu ettiği yazısında 1929-1930lara gönderme yapıyor.


Krugman, 1929'da başlayan buhranın asıl sorunun 1930 yılında yaşandığını söylüyor. 1930'larda bankacılık sisteminin regüle edilmeyen, denetlenmeyen bir pazar olması 1929 krizinin etkilerini ençoklayan unsur olmuş. Biz, diyor Krugman, 1930lardan aldığımız dersleri unuttuk. Bankacılık sistemini o dönemden sonra sıkı kurallara bağlamıştık, regüle etmiştik. Ancak Wall Street karar alıcıları riski -ve aynı zamanda kârı- kısan düzenlemelerden hiç hoşlanmamıştı; sonuç olarak da zamanla, yavaş yavaş politikacıları ikna ederek kuralları esnettiler ve regülasyonları by-pass etmek için karmaşık mali sistemlerle bankacılığın güvenliymiş gibi olduğunu göstererek, bir "gölge bankacılık sistemi" (shadow banking system) yarattılar.


Bu gölge bankacılık sistemini şöyle anlatıyor; eski sistemde tasarruf sahipleri tasarruflarını devlet tarafından sigortalanmış ve sıkı biçimde regüle edilen banka mevduatlarında değerlendiriyordu. Ancak günümüzde bu sistemin yerini tasarruf sahiplerinin tasarruflarını, mortgage kaynaklı borçlanmalarla karşılıklandırılan yükümlülükleri satın alan özel yatırım araçlarının varlığa dayalı menkul kıymetlerine yatırım yapan fonlara yatırdıkları bir sistem aldı [1]. (zor bir çeviri oldu; eminim ki bayağı sorun vardır :)) Bu sistem yeterince sıkı regüle edilmiyordu da. Yıllaaaar geçtikçe de bu gölge bankacılık sistemi daha kârlı olduğu için geleneksel bankalardan daha kârlı hale geldi. İşte bu sırada da yeni sistemin güvenlik açığı olduğunu söyleyenlere eski kafalı dendi.


Krugman, literatürdeki bankacılık krizinin tanımı olan "herkesin aynı anda bankalardaki paralarını çekme yönünde güdülenmesi" çerçevesini işte bu gölge bankacılık sisteminde yaşanan krize uygularken şöyle bir yenilik getiriyor; artık, diyor, insanlar paralarını gölge bankacılık sisteminden çekip hazine kâğıtlarına yatırıyorlar. Sonuçta da mali daralma kısır döngüsü oluşuyor.

Paylaşmak istediğim bir yaklaşım.

[1]For example, in the old system, savers had federally insured deposits in tightly regulated savings banks, and banks used that money to make home loans. Over time, however, this was partly replaced by a system in which savers put their money in funds that bought asset-backed commercial paper from special investment vehicles that bought collateralized debt obligations created from securitized mortgages — with nary a regulator in sight.

Televole Kültürü ve Yükselen Muhafazakârlık

Oray Eğin, AKP döneminde belki de AKP'nin yükselmesine neden olan unsurlardan birisi olarak Televole kültürünü gösteriyor bugünkü yazısında. Diyor ki;

...AKP döneminde, MİT Başkanı’nın öngörüsü [“Televole kültürü Türkiye’ye komünizmi getirek"] bir başka açıdan doğru çıktı. “Televole kültürü” dediğimiz ekranlarda paraların uçuştuğu, ceketlerin yakıldığı, tabakların kırıldığı, şampanyaların sınırsız patladığı, haksız kazançla elde edilen arabaların trafiği tıkadığı ve bütün bunların övünçler ekrandan yansıdığı bir sanal dünyaydı. Görüntüler kaçınılmaz olarak tepki yarattı. Türkiye’nin bu görüntülerin dışında kalan halkı müthiş bir muhafazakârlığa gömüldü, komünizmi değil ama konservatizmi tercih etti....

Acaba Türkiye'de muhafazakârlığın yükselmesinde Televole kültürünün bir etkisi olabilir mi? Etkisi varsa güçlü müdür? Cevabını merak ettiğim sorular.

20 Mart 2008 Perşembe

Krize isim: Roller Coaster

Referans gazetesinden Eyüp Can, bugünkü yazısında dünyadaki ekonomik gelişmelerle birlikte Türk piyasalarında yaşananların "kriz" yerine "roller coaster" olarak nitelenmesi gerektiğini söylüyor.

...İlla da kriz diyecekseniz "yeni kriz" tanımım şu: Roller coaster.
Siz hiç hayatınızda "roller coaster"a bindiniz mi?
Ben iki defa bindim. Biri çocukluğumun Adana'sında lunaparka kurulan minik korku tüneliydi, diğeri ise üniversite yıllarımda ABD'de 91 metre yükseklikten dimdik aşağı süzülen uçan gemi.
Naçizane tavsiyem; önce derin bir nefes alın, sonra kemerlerinizi sıkı sıkıya bağlayın. Çünkü bundan sonra yaşanacakları kim nasıl tanımlarsa tanımlasın, içinde bulunduğumuz araç bir aşağı bir yukarı, bir sağa bir sola; bir kancaya bir boşluğa asılı, 360 derece salınıp duran bir "roller coaster" olacak.
Küresel ekonomi lunaparkında, raydan çıkma riski sıfıra yakın, güvenli bir "roller coaster"la kalpten gitme ihtimali yüksek heyecanlı bir yolculuğa hoş geldiniz.
Stres, tansiyon, şeker, kalp yetmezliği gibi iç bünyeye dönük rahatsızlıklardan dolayı 2008 ve 2009'da ölüp ölüp dirilebiliriz.
Fakat merak etmeyin; bundan sonra kolay kolay 2001 krizindeki gibi çakılmak ve acil servise komalık bir durumda kaldırılmak yok.
E, tabii kemerlerimizin bağlı olması şartıyla.


İlgi çekici bir tanım. Umarım yaşayacaklarımız Can'ın yorumladığı gibi olur...

19 Mart 2008 Çarşamba

Başkansız Merkez Bankası

2006 baharına doğru Türkiye Cumhuriyet Merkez Bankası Başkanı'nın kim olacağı taratışılıyordu. Zira 14 Mart'ta Başkan Süreyya Serdengeçti'nin görev süresi doluyor ve üçlü kararname ile kimin atanacağı merakla bekeniyordu. Serdengeçti'nin hemen ardından şu anda başkan yardımcısı olarak görev yapan Erdem Başçı vekaleten başkanlığa atanmıştı. Uzun tartışmalardan sonra AKP'nin Cumhurbaşkanlığına sunduğu isim olan Albaraka Türk Genel Müdürü Adnan Büyükdeniz'in Sezer tarafından veto edildiği öğrenildi. Bu şekildeki git gellerden sonra Nisan'da Durmuş Yılmaz, Sezer tarafından onaylanıp Merkez Bankası başkanlığına atanmıştı.

Demem o ki; şu sıralar Japonya Merkez Bankası da (BoJ) benzer bir durumu yaşıyormuş. Muhalefetteki Demokrat Parti'nin uyarılarına ve bağımsız olduğuna inanmadıkları başkan adaylarını veto edeceklerini söylemesine rağmen Japon Başbakan Fukuda'nın Japon parlementosuna sunduğu ve muhalefetçe veto edilen iki isim de Japon Maliye Bakanlığı kökenli.

IHT'deki haberde şöyle bir satır var: "...Economists and former bank officials call it a humiliating situation for a country that has been trying for years to assume an international political role commensurate with its $5 trillion economy..." İlginç buldum. Türkiye 5 trilyon dolarlık bir ekonomi değil ama Merkez Bankası başkanının atanmasında yaşadıklarımız, Japonların yaşadıklarından daha az "humiliating" değildi!.

Krizin yayılması

Sanayi ve Ticaret Bakanı Zafer Çağlayan, Milli Prodüktivite Merkezi'nin Genel Kurulunda şöyle buyurmuş:

...Tabii ki dünya ekonomisinde olabilecek gelişmeler Türkiye'yi de bir nispette etkileyecektir. 107 milyar dolar ihracat yapan bir ülkenin nereye nasıl ihracat yaptığının iyi görülmesi lazım. İhracatımızın yüzde 60'ından fazlasını AB ülkelerine yapıyoruz. ABD ile dış ticaretimiz yok denecek kadar azdır. Dolayısıyla ABD ekonomisinde oluşabilecek herhangi bir durgunluk Türkiye'yi çok fazla etkilemeyebilir ama dünyadaki genel dalgalanmadan her ülke gibi Türkiye de belli oranda mutlaka etkilenebilir....

Birisinin krizlerin yayılmasının ticaret kanalıyla olduğu yılların çoook gerilerde kaldığını bakana söylemesi lazım. Günümüzde bir ülkede ortaya çıkan krizler finansal sermaye kanalıyla dünyaya yayılıyor. Yani, örneğin, eskiden ABD'de kriz çıkınca, onunle en çok ticaret yapan Meksika, Kanada gibi ülkeler etkilenenlerin başında gelirdi. Ama günümüzde ülkelerarası ödünç verilebilir fonlar ve hisse senedi ticareti, mal ve hizmet ticaretinden kat kat fazla ve çok daha hızlıdır. O yüzden krizlerin yayılmasını sadece ticaret kanalı bağlamak büyük bir hatadır.

31 Ocak 2008 Perşembe

IMF'ten ilginç bir görsel uyglama.


Aşağıdaki linkte IMF tarafından hazırlanmış bir program bulunmakta. İnternet üzerinden kullanabildiğiniz bu programda dünya üzerindeki bir ülkenin iktisadi verilerinin diğer ülkelerle karşılaştırması yapılabiliyor. Görsel olan bu karşılaştırmayı tarihsel süreç içinde izleyebiliyorsunuz. Görmek istediğiniz istatistiği seçerek fare imlecinizi istediğini ülkenin üzerine getirip yıllar içinde söz konusu istatistiğin nasıl değiştiğini, başka ülkelerinkilerle karşılaştırarak gözlemleyebiliyorsunuz. Şimdilik GDP, Enflasyon ve Cari Açık verilerinin karşılaştırması yapılmakta. Sitede başka verilerin de ekleneceği söyleniyor.



30 Ocak 2008 Çarşamba

İnternet ve Demokrasi: Sanal Bir Cemaat Olarak Ekşi Sözlük Vakası

Demokratik toplumlarda yasama, yürütme, yargı olmak üzere üç kuvvet vardır. Medya ise demokrasinin temellenmesi ve de toplumsal yaşamda tam anlamıyla yerini alabilmesi için üzerine düşen yükümlülükler ve de sahip olduğu erk nedeniyle kimi çevrelerce “dördüncü kuvvet” olarak adlandırılmaktadır. Bu yükümlülük ve erkler, demokratik toplum kavramının temellerinden birisi olan “bilgi” daha doğrusu “kamunun bilme hakkı” üzerine kurulmuştur. İşte medyaya (gazete, dergi, radyo, televizyon) yüklenen görev aslında kamuya, temsilcilerini seçmek ve de bu temsilcilerin faaliyetlerini izlemek için gerek duyduğu bilgiyi vermektir (Çaplı, 2002). Ancak modernleşme ve kapitalizm boyunca kitle iletişim araçlarının ticarileşmesi, sosyal propaganda ve eğlence odaklı olmaları demokrasiyi zedeler bir hal almıştır (Timisi, 2003). Bu da, kitle iletişim araçları toplumu bilgilendirme işini yeteri kadar başaramadıklarını göstermektedir. İşte bu noktada İnternet yepyeni bir mecra olarak toplum iletişimine girmiştir. İnternetin sağladığı kaotik bilgi akışı sayesinde artık, bilgiye ulaşmak için bilginin kendisine sunulmasını beklemek zorunda kalmayan birey ona kendisi ulaşabilmektedir. Bunun da ötesine geçilebilmekte, İnternetin sunduğu etkileşim gücü sayesinde görüşlerini, fikirlerini tarihin daha önce görmediği bir kolaylıkla, çok geniş kitlelere ulaştırabilen ve de bunları sanal ortamlarda, sanal cemaatlerde tartışabilen birey, İnternet öncesi medyanın oluşturmakta güçsüz kaldığı demokratik temelleri güçlendiren olanaklarla donatılmış durumdadır artık. Bu bağlamda İnternet odağındaki “yeni iletişim teknolojileri” ülkeler için daha demokratik bir yönetim yaratabilir mi? sorunsalı tartışılmaya değer konular arasındadır.

İşte bu noktada sanal cemaatler önem kazanmaktadır. Sanal tartışma grupları, mail grupları, forumlar, İnternet siteleri, bu gibi platformlarda toplanan insanların sayısı artıkça güncel yaşamın daha önemli birer parçası haline gelmektedir. Kendi içlerinde oluşturdukları örgütleniş biçimleri, iç demokrasi anlayışları, fikir alışverişleri ile gittikçe daha çok cemaatleşen bu platformlar toplumun genelini etkilemeye başladıkça iletişim sosyolojisinin radar ekranında daha da belirginleşmektedir. İşte Türkiye içersinde bu sanal cemaatlere bir örnek olarak Ekşi Sözlük adlı İnternet sitesi İnternet-demokrasi ilişkisi içinde önemli bir inceleme vakası olarak karşımıza çıkmaktadır.

“Ekşi Sözlük” diye adlandırılan Internet sitesi www.eksisozluk.com adresinde yer almaktadır. Türk popüler kültüründe, popüler kültürün karşısında bir tavır ortaya koymasına rağmen onun ortasında yer alacak kadar bilinen, takip edilen bir site olarak Ekşi Sözlük 60 binin üzerindeki aktif kullanıcısı , Türkiye’nin en çok ziyaret edilen 19. sitesi olması ve de ülkenin –özellikle- lise/üniversite gençliğini yansıtan/yönlendiren kullanıcı yapısıyla sanal bir cemaat olarak incelenmeye değer bir oluşumdur. İşte Türkçe İnternette etkin ve popüler bir kaynak olan ve artık sanal bir cemaat haline gelmiş olan Ekşi Sözlük bir sanal cemaat midir? Ekşi Sözlük’ün bilgi paylaşımı konusunda İnternet ve demokrasi ilişkisine getirdiği bir katkı var mıdır? Ekşi Sözlük içinde demokrasi var mıdır? Demokrasi bu sanal cemaatte nasıl işlemektedir? araştırmanın çalışma sorularını oluşturmaktadır..

Araştırma kapsamında cevabı bulunması amaçlanan sorunsallar arasında şunlar da vardır: Ekşi sözlük kendi içinde demokratik bir oluşum mudur? Ekşi sözlük kamuoyu yaratacak kadar etkin midir? Sözlük, sanal bir cemaat olarak toplumu daha demokratik kılabilecek bir yapıya sahip midir?

Bu çalışmada öncelikle İnternet ve Demokrasi ekseninde bir kuramsal kavramsal çerçeve çizilecek sonrasında ise sanal cemaatlerin bu çerçevedeki yeri ve son olarak da bir sanal cemaat olduğu gösterildikten sonra Ekşi Sözlük’ün bu resim içindeki yeri irdelenecektir.

İnternet ve Demokrasi

İncelemeye İnternet ve Demokrasi kavramlarını inceleyerek başlamak yerinde olacaktır.

Demokrasi
Demokrasi, halkın kendi kendini yönettiği, doğrudan, temsili, katılımlı demokrasi, liberal demokrasi gibi pek çok türevlerinin olduğu bireysel hak ve özgürlüklerin en geniş tanımlandığı bir yönetim sistemidir. Doğrudan demokrasi halkın kendi egemenliğini aracısız, temsilcisiz doğrudan kullanmasıdır. M.Ö 508 yıllarında Eski Yunan sitelerinde uygulandığı tahmin edilen doğrudan demokrasi modelinde sadece erkeklerin seçmen olduğu bir sistem var olmuştur. Ancak yıllar boyu imparatorlukların, devletlerin sınırlarının gelişmesi, büyük devletlerin ortaya çıkması artan nüfus ve ulaşım imkanlarının yetersiz olması bu modeli ortadan kaldırmıştır. Bunun sonucu olarak da doğrudan demokrasi yönetim sisteminde çok daha az kullanılmaktadır. Tabii günümüzde kullanılmaya devam edilen referandum, halkoyu gibi yöntemler temsili demokrasinin doğrudan demokrasiye benzer yanlarını oluştursa da birey ile insan arasındaki “temsilci” varlığı temel farklılığı oluşturmaktadır.

Doğrudan demokrasi modern anlamda üç ayak üzerine kuruludur; “inisiyatif”, “yöneticiyi görevden azledebilme” ve de “halkoyu”. (Wikipedia, 2006) Doğrudan demokrasiyi destekleyen tartışmalar genelde temsili demokrasinin olumsuz yanlarını öne sürmektedirler. Temsili demokraside seçilenlerin, seçmenlerini tam temsil edememesi, seçmen-temsilci arası çıkar çatışmaları, yolsuzluk eğilimleri, siyasi partilerin kısıtlayıcılığı, hükümet değişikliğinin neden olduğu kanun değişiklikleri, seçim maliyetlerinin yüksek olması... vb. gibi. Katılımcı demokraside ise siyaset, sadece siyasetçilere değil vatandaşlara da düşen bir yükümlülük olarak görülür. “Bireyler siyasetin gerçek sahipleridir” (Boz, 2000:4). İnternet ve Demokrasi tartışmalarına katılımcı demokrasi çerçevesi içinden baktığımızda bu tartışmalarını daha anlamlı olduğu gözlenebilmektedir. Zira, İnternet sağladığı olanaklar ile siyasetin gerçek sahipleri olarak varsayıla bireylere katılım, tartışma, bir oydaşma ulaşma imkanı vermektedir.

İdeal demokrasiye yaklaşan sistemler olarak görülen doğrudan demokrasi ve katılımcı demokrasinin karşısında olanlar uygulanabilirlik ve de verimlilik konusunda savlar öne sürmektedirler. Bu demokrasi sistemlerinin yavaş ve pahalı olduğu, oy kullananlarda bıkkınlığa neden olduğundan dem vuran bu karşıtların karşısına elektronik oylama (e-oylama) bir alternatif olarak çıkmıştır. Elektronik oylama fikri aslında İnternetin yaygınlaşmasından önce ortaya atılmıştır. Amerika Birleşik Devletleri’nde Elektronik Seçmen Birlikleri (Electronic Constituent Assemblies – ECA), televizyon, telefon ve bilgisayar teknolojilerini kullanarak doğrudan demokrasi yönünde adımlar atmışlardır. Ancak İnternet’in gelişmesi -henüz herkese ulaşması gerçekleşmese de- bu medyanın doğrudan demokrasi için iyi bir alternatif olacağını düşündürmüştür. Ancak bu araştırmanın temel konusu, İnternet ve demokrasi bağlamında elektronik oylama sistemlerinin uygulanabilirliği değil, İnternetin sağladığı etkileşimli iletişim sayesinde sanal cemaat çerçevesinden demokrasiye verilebilecek katkılar üzerinedir.

İnternet
İnternet; yeryüzünde çok çeşitli mekanlarda bulunan insanların bu mekanlarından soyutlanarak iletişim, etkileşim içine girdikleri, birbirleriyle haberleştikleri, cemaatler oluşturabildikleri, bilgiye ulaşabildikleri dünyanın en büyük bilgisayar ağıdır. “İnternet, büyük bir kütüphane, iletişim, ticaret, eğitim, çalışma, eğlence ortamı olmanın ötesinde bir teknolojidir.” (Akgül, 1999).

İnternet’in ilk adımları 1969 yılı Soğuk Savaş Döneminde ABD Savunma Bakanlığı, çeşitli akademik ve askeri birimlerin işbirliği ile ARPANET (Advanced Research Projects Agency Network) adıyla atmıştır. ARPANET çoğunlukla askeri haberleşmeyi kolaylaştırmak ve hızlandırmak amacıyla ortaya çıkmış bir projeyken sonrasında elektronik posta, tartışma grupları, uzak veri tabanlarına erişim ve dosya transferleri çeşitli gayeler için kullanılmaya başlanmıştır. Sonrasında sivil bir proje olarak özellikle 80li yıllarda TCP/IP protokolüne geçiş ile İnternet doğmuştur. 1990 yıllarda ise web sitelerinin grafiksel iletiminin mümkün hale gelmesi ile World Wide Web kurulmuş ve gittikçe daha da yaygınlaşarak günümüzde sosyal ve ekonomik hayatın çok önemli bir parçası haline gelmiştir. Günümüzde insanlar İnternet üzerinden alışveriş yapabiliyor, mailleşebiliyor, chat yapabiliyor, istediği bilgiye ulaşabiliyor, tartışabiliyor, görüşlerini serbestçe açıklıyor konumdadır.

İnternet temel olarak üç ayak üzerine oturtulmaktadır. Bilgisayar aygıtları ve terminallerinin oluşturduğu donanım, bilgisayar donanımının işlemesini, sayısal verileri elektronik verilere çeviren yazılım ve de bu donanım ve yazılımı kullanmak üzere üçlüyü tamamlayan insan. (Uğur, Bilici, 1998). İşte bu son ayak, yani insan İnternetin sosyal alan içinde incelenmesini gerekli kılan kısımdır. Bu “insan” genelleştirmesi içine, devlet kurumları, üniversiteler, uluslararası kuruluşlar, ticari şirketler, örgütler, siyasi partiler, televizyonlar, radyolar, sivil toplum örgütleri v.b. girmektedir. Ancak İnternetin getirdiği imkanlardan en çok faydalanabilecekler bireylerdir. Zira sahip oldukları aktif konumları sayesinde İnternet üzerinden sosyalleşebilmekte, bilgi edinebilmekte, tartışabilmekte, alışveriş yapabilmekte ve iletişim kurabilmektedir.

İnternetin gelişmesi ile birçok çevrede demokrasiye olacak katkıları tartışılmaya başlanmıştır. Aslında, her yeni teknoloji gelişimi bir şekilde iletişim teknolojilerine de yansıdığı için matbaanın, telefonun, radyonun, televizyonun vs. icadı ile uluslararası etkileşim sayesinde demokrasinin gelişmesine duyulan umut bu sefer İnternetin icadı ile gündemimize girmiştir. Ancak günümüzde İnternet üzerine yapılan demokrasi tartışmaları çok daha önemlidir zira İnternet; kullanıcılarına telefon, TV gibi iletişim teknolojilerinden çok daha öte imkanlar sunmaktadır. İnternet, insanlara geri besleme imkanı sağlamakta, kişilerin mekandan ve hatta zamandan bağımsız olarak istedikleri konular üzerinde istedikleri kişilerle tartışabilecekleri, iletişim kurabilecekleri bir ortam sağlamaktadır. Yani bireyler televizyon, radyo gibi araçların karşısındaki pasif konumlarını İnternet ile aktif bir konuma çevirme imkanına sahip olmuşlardır. “İnterneti geleneksel iletişim araçlarından ayıran en önemli özelliği iletişim sürecinde etkileşimin kendisini güçlü bir biçimde göstermesinden kaynaklanmaktadır. Geleneksel iletişim ortamında [...] bireyler ya iletişimi alan konumundadır ya da iletişim sürecine müdahaleleri sınırlı ölçüde olmaktadır. İnternet üzerinden etkileşim, kullanıcının iletişim sürecindeki egemenliğine vurgu yapmaktadır.” (Timisi, 2003:132) Sonuç olarak, İnternetin yaygınlaşması ile birlikte, demokratik düzenin hızla gelişeceğine olan umut artmıştır. Bu nedensiz bir umut değildir, zira İnternet bireylere yukarıda sayıldığı gibi forumlarda, chat odalarında, kişisel web sayfalarında istediklerini söyleyebilme, tartışabilme, bilgi edinebilme imkanı vermektedir. Bunların ötesinde İnternet artık sanal bir mekan olarak algılanan bir “yer” haline gelmiştir. “İnternet ortamındaki mekandan kasıt, fiziken olmayan, sanal bir mekandır” (Boz, 2000:22).

İnternet haberleşmeye de yepyeni bir boyut kazandırmıştır. Gazeteler, televizyonlar da “yeni medya” kavramı içinde haberleşmeye dev adımlar attırmışlardır ancak bu gibi mecralardan hiçbiri İnternetin sağladığı düşük maliyet, sermayeden bağımsızlık, sınırsız sayıda kişiye ulaşabilme, kontrol ve sansürün minimum düzeyde tutulması gibi imkanlara sahip değillerdir. Dolayısı ile İnternet, asıl işlevi kamunun temsilcilerini seçmek ve onları kontrol etmek için ihtiyaç duyduğu medyanın demokrasiye yapacağı katkıları çok üstün seviyelere getirme potansiyeline sahiptir. İnternet, demokrasinin temel taşlarından “ifade özgürlüğü” konusunda da diğer mecralardan çok daha üstündür. Bugün, terörist diye nitelendirilen örgütlerden tutun da ülkelerin istihbarat servislerine, ülkesinin politikalarına kişisel eleştirilerini sunmak isteyenler ile, ülkesinin yönetimini değiştirmek isteyenler aynı mecrada İnternet’te düşüncelerini ifade edebilecek konumdadırlar. Her ne kadar ülke yönetimleri, ellerindeki imkanlar ile muhalif/zararlı bazı siteleri sayfaları kısıtlayabiliyorsa da İnternet’in uluslararası iletişim dünyasındaki sansürlenemez konumu bu çabaları sınırlı kılmaktadır.

Demokrasi, bilgiye ulaşma imkanı ile pozitif bir korelasyona sahiptir. İnternetin bilgiye ulaşma konusunda insanlığa sunduğu olanaklar muazzamdır. Bugün, dünyanın herhangi bir yerinde ister geleneksel telefon hatları ile olsun, ister GPRS isterse uydu bağlantıları ile olsun, İnternete ulaşma imkanına sahip her birey sınırsız bilgiye ulaşma imkanına da sahiptir.

İnternet, kullanıcılarına çok kültürlülük sunmakta, zaman ve mekan kısıtlamalarının olmadığı bir üstkültür oluşturabilmektedir. “Farklı kültürlerle tanışma ve etkileşim içine girmekle edinilen çok kültürlü duyarlılığın demokratik özlemler açısından da taşıdığı önem son derece açıktır” (Uğur, Bilici 1998). Çok kültürlüğün yanında İnternetin sunduğu adem-i merkeziyetçilik de demokrasiye olumlu katkıda bulunan bir faktör olarak karşımıza çıkmaktadır. Yani, tek yol akıl yoludur şeklindeki modern bir düşünceden öte İnternet, çok fikirli ademi merkeziyetçiliği ile post-modern bir mecra olarak demokrasi ile uyuşmaktadır. Timisi, İnternetin demokratik potansiyelini şu maddelerle özetlemektedir. (Timisi, 2003:193)

1) Kolay erişim ve enformasyon erişiminde yeterlilik. Bu görüşe göre vatandaşlar demokratik bir katılım için gerekli olan bilgi ve enformasyon yapısına kolayca bağlanabilecekler ve istedikleri/ihtiyaç duydukları bilgiyi zaman ve mekandan bağımsız olarak kolayca edinip karar verme süreçlerine olumlu olarak yansıtacaklardır. Tabi bunun için enformasyon kaynaklarına erişimin toplumun tüm kesimlerine ulaşmasını sağlamak esastır
2) Otoriteden bağışıklılık. Adem-i merkeziyetçiliğe yapılan bu vurguda, İnternetin diğer kitle iletişim araçları ile karşılaştırıldığında bir fiziksel yapıya sahip olmaması nedeni ile siyasal sınırların dışında çıkabilmesi, ne hükümetin ne de başka ticari kuruluşların tam bir hakimiyet sağlayamaması öne çıkartılmaktadır. Tabi bu belli bir demokratik eşiği aşmış ülkeler için geçerlidir. Zira, Çin, Kuzey Kore, İran gibi ülkeler sansürlenen, e-maillerin kontrol edilebildiği örnekler olarak bu bağışıklığın her yerde geçerli olmadığına kanıttır.
3) İnternette ifade özgürlüğü. İnternetin belki de demokrasiye yapacağı en büyük katkı ifade özgürlüğü nosyonunda bulunmaktadır. Ancak burada kamusal alanda terörist/cinsel istismara yönelik yayınlar, faşist/ırkçı nosyonlar gibi ifadelerin de bundan faydalanabilmesi özgürlük tartışmalarında odak noktalardandır. Kamusal alan için yapılan bu tartışmalar İnternet ile kesilmiştir çünkü İnternetin herhangi merkezi bir otoritenin denetimine açık olmaması ile sanal alemin “fikir ve ifade özgürlüğünün belki de tam olarak gerçekleştiği bir ifade ortamı haline denk düşmektedir” (Timisi, 2003:197)
4) Siyasal katılımın artması. Bu vurguda siyasal katılımın vatandaşa yüklediği zaman/para/mekan maliyetinin İnternet ile asgari düzeye inmesi sayesinde siyasal katılıma yapılan pozitif etkiye atıf yapılmaktadır. Tartışma gruplarında paylaşılan fikirler, hükümetin icraatları konusunda zaman ve mekandan bağımsız olarak yapılan tartışmalar, sana cemaatler ekseninde oluşan siyasal katılım nosyonlarının yapacağı olumlu etkiler öne sürülmektedir. Tartışma grupları, forumlar, chat odaları gibi araçlar ile iletişime geçen gruplar, aynı zamanda bu ortamları bireyleri harekete geçirmek için de kullanmaktadırlar.
5) Sivil toplumun genişlemesi ve küreselleşmesi. İnternet ile sivil toplum içinde etkileşimin artmış olduğu bir gerçektir. Bu bağlamda İnternet ile yerel grupların ulusallaşması; ulusal grupların uluslararasılaşması mümkün kılınmaktadır. “Büyük iktidar güçlerinin sahip olduğu erişim kaynaklarına sahip olamayan toplumsal gruplar için iletişim teknolojilerini biraradalığı sağlamak üzere dizayn emek ve kullanmak önemli bir demokratik amaç olarak ele alınmaktadır.” (Timisi, 2003:207). Bu yaklaşımın bir eleştirisi ise çok kültürlülüğün aslında İnternet ile tekil global kültürün aşılanması üzerine kurgulanmıştır. (Uğur, Bilici, 1998)

İnternetin demokrasiye yapacağı katkılara kuşkuyla yaklaşan eleştirilerden de bahsetmek gerekir. Timisi, bu bağlamda öncelikle demokrasinin teknolojiyle de olsa çözülemeyecek içsel sorunlarını vurgulayan eleştiri çizgisinden bahseder. İkincil eleştiri çizgisi olarak enformasyon erişiminde yeterlilik ve bilgiye ulaşma konusunda yarattığı sınırsız imkanın demokrasiye katkısı sorgulanmaktadır. Zira, demokratik bir kültür için enformasyon çokluğu ile bilgi kalitesi arasında ayrım yapılmalıdır. Timisi’nin ortaya koyduğu diğer eleştiri çizgilerinde ise elektronik demokrasi fikrinin modernleşme ve kültür emperyalizmi söylemleri temelinde eleştirilmesidir. Elektronik demokrasi araçlarına sahip olma ve bilgiye erişmenin varolan iktidar ilişkileri içinde şekillendirildiğinden bahseder. Timisi, sonrasında ise İnternetin demokratik potansiyelinin eleştirisini şu maddelerle özetlemektedir. (Timisi, 2003:214)

1) Kolektif eylemin zayıflaması. Burada zaman ve mekandan bağımsız bir iletişim yolu olan İnternetin toplumsallık duygusu yarattığı ancak bu duygunun kolektif bir eyleme dönüşmediği vurgulanmaktadır. Özellikle sanal topluluklarda bir araya gelen bireylerin toplumsal ilişkilerini gittikçe daha çok sanal ortamda oluşturmalarının, onları yalnızlığa iteceği; bunun da “direnme, değiştirme, anlama sürecinin getirdiği toplumsal bağlamı ortadan kaldırması ile alternatif arayışlara duyulan ihtiyacı ortadan kaldıracağı” (Timisi, 2003:216) iddia edilmektedir.
2) Tekelleşme-Ticarileşme. Günümüzde İnternet sitelerinin büyük çoğunluğu ticari sitelerdir. Özel şirketlerin yeni bir Pazar olarak İnternet iletişimine el atmasının tekelleşme yaratacağı üzerine tartışmalar mevcuttur. Buna ek olarak enformasyonun/kültürel üretimin ticarileşmesi olgusu vardır. Kâr maksimizasyonu peşinde koşan pazarlama/satış/tanıtım sitelerinin yanında çoğu sitede karşımıza çıkan reklamların İnternetin bağımsızlık güdüsüne zarar verdiği görüşü çeşitli kesimlerce kabul edilmektedir. Zira sermaye kontrolü bir kısıtlayıcı olarak karşımıza çıkmaktadır. Her ne kadar kâr maksimizasyonu peşinden koşmadıklarını söyleseler de bu makaleyi yazmak için kaynak arayışı içinde girilen jstor.org, ebscohost gibi İnternet akademik kaynak sitelerinin ücretli üyelik istemesi bunlara örnektir.
3) Kültür emperyalizmi ve bilgi uçurumunun artması. Yapısal bir bakış açısına sahip bu eleştiride, enformasyona/kültürel ürünlere ulaşım konusunda ulusötesi şirketlerin ticarileşme/tekelleşme etkileri sonucu dünya nüfusunun enformasyon zengini ve enformasyon yoksulu olarak ayrımlanması ve bu ayrımın İnternet ile gittikçe büyüyen bir uçurum haline gelmesi üzerinde durulmaktadır.
4) Toplumsal tabakalaşmanın artması. Bu eleştiride, yeni iletişim teknolojilerini kullanabilenlerin ve de kapitalist iktidar düzeni içinde sermayeyi elinde bulunduran sınıfın aynı kişilerden oluşması üzerinde durulmaktadır. İnternet ile, internetin olanaklarından faydalanacak sınıfın diğer toplumsal sınıflardan uzaklaşması ile toplumsal tabakalaşmanın artacağından bahsedilmektedir.
5) İnternet ortamında kontrol. Burada ise teknolojinin gelişmesi ile kamusal alan olarak adlandırılan İnternetin daha kolay gözetimlenmesine (surveillance) yapılan bir vurgu vardır. İnternet ile bireyler Foucault’un kamusal alan bağlamında söylediği gibi görünmeyen ancak her an hissedilen bir gözetim altındadırlar.

Bunlara ek olarak, ilgi farklılaşması da kimi çevrelerce İnternetin demokratik vasfına yüklenen olumsuz özelliklerdendir. “Sanal cemaatlerde bir araya gelenler, birbirleri arasındaki ortaklıkları ve simetriyi öne çıkararak farklılaşmayı sürekli olarak reddeden bir buluşma noktasına sahiptirler” (Subaşı, 2001) Yani, bireyler sanal cemaatler altında toplaşarak, karşıt görüşlerin cemaat içine girmesine izin vermemekte, zıt görüşler arasında ayrışmalar daha artmaktadır. Ancak diğer yandan sanal cemaatler, demokratik katılımcılığı teşvik ettiği için olumlu olarak da nitelendirilmektedirler. İlgi farklılaşmasının yanında İnternet’te kolayca edinilebilen ve değiştirilebilen kimlik sorunsalı da İnternet için bir eleştiri noktasıdır. Kimliklerin gizlenebilmesi bir anlamda statü eşitliğini sağlamayı getirirken öte yandan sosyal ilişkilerde hayati önemdeki güven duygusunu zedeler niteliktedir.

İnternet ve demokrasi bağlamında sanal cemaatler ve sanal cemaatlerin oluşturduğu kamusal alan üzerine de odaklanmak yerinde olacaktır.

İnternetin yukarıda sayılan olanaklarını kullanan yani siber-uzayda yaşayan kullanıcılar giderek yoğunlaşmakta, ilgilerine göre bir araya gelmekte ve sanal toplumu oluşturmaktadırlar. İnternetin demokrasi ile ilişkisi de kamusal alan üzerinden sanal toplum ve sanal cemaatler özelinde kurulmaktadır.

Kamusal alan

Kamusal Alan, Kamusal katılımın İnternet’in demokrasi ile ilişkisinde çok önemli bir yeri vardır. Kamusal alan söyleminin inşacılarından Habermas, tanımlanabilir herhangi bir mekanda olmasına gerek kalmaksızın kamusal alanı, sanal ya da farazi bir topluluk olarak nitelemiştir. Ona göre kamusal alan, vatandaşların ortak çıkarları doğrultusunda önemli meseleler üzerinde görüş alışverişinde bulunabilecekleri ve bir kamuoyu oluşturabilecekleri, sosyal hayatın bir parçasıdır. (Thornton, 1996) Geçmişte kamusal alanın genelde kahvehaneler, tiyatrolar, parklar gibi maddi/kentsel mekanlarda oluşurken kitap dergi gazete gibi mekansal olmayan boyutlarda da oluştuğu gözlenmiştir. Habermas’a göre ideal anlamda kamusal alan, işleyen bir demokraside otoriteyi meşrulaştırmak için gereken kamuoyunun kaynağıdır. Kamusal alan fikrinde temel olan, herkesin fikrini/düşüncelerini öne sürme ve “tartışarak” ile bir müzakereye ulaşmasıdır. Habermas, kamusal alanın insanların bireysel düşüncelerini açıklanması ile oluşamayacağını söyler. “Habermas, kamusal alanın merkezine manipüle edilmiş kamuoyu yerine, halkın katılımının sağlandığı ve toplumsal uzlaşmayla sonuçlanan bir yapının demokratik olduğunu savunur” (Boz, 2000:38). Bunun karşısında ise Foucault, kamusal alanın, insanların var olan iktidar yapıları içinde uyumlaştırmaya yönelik bir araç olduğunu söylemektedir. “Foucault’a göre kamusal alanda yer alan bireyler ve düşünceleri, görünmeyen, ancak her an hissedilen bir gözetim altındadır. Bu gözetim hissi, kamusal alanın ideolojik yanını oluşturmaktadır” (Timisi, 2003:227). Foucault’un bu söylemi, İnternet’in demokrasiye yaptığı katkılara kuşkuyla bakanların eleştirilerine de dahil olmuştur.

Kamusal alan – medya ilişkisinde ise Habermas, 17. yüzyılın başlarında gazetelerdeki gelişmeler ile eleştirel bir yapının ortaya çıktığını söyler ve medyanın dördüncü kuvvete dönüştüğünden bahseder. Ancak günümüz geleneksel medyasına baktığımızda bu görüş problematiktir. Zira günümüz gazete, televizyon ve radyoların mülkiyetten/sistemden bağımsız olarak sınırsız iktidar eleştirisi yapabilmeleri düşünülemez. Bu noktada araçsalcı iletişim kuramcıları, mülkiyet ilişkilerinin iktidarını koruma yolunda medyayı bir araç olarak kullandığını ileri sürerken yapısalcı iletişim kuramcıları, varolan sistem içinde, mülkiyet ve siyasetten bağımsız olsalar da medya aktörlerinin sistem yapısının sonucu, iktidarı destekler nitelikte olduğunu vurgularlar. Habermas’ın kamusal alan söylemiyle İnternet ilişkisini, kendisinin “ideal speech” söylemi ile bağdaştırmak yerinde olacaktır.

Habermas, demokrasinin temelini oluşturan kamusal alan fikrinden “ideal iletişim” (ideal speech) söylemini ortaya atmıştır. Bu “ideal iletişim” söyleminde Habermas şu şartları öne sürmektedir (Gaynor, 1996)
1) Konuşulmaya ve harekete geçmeye değer her konunun söylem içinde yer almasına izin verilmelidir
2) a) Herkesin, ne olursa olsun her iddiayı sorgulayabilmesine izin verilmelidir
b) Herkesin, ne olursa olsun her iddiasını söylem içine sokabilmesine izin verilmelidir.
c) Herkesin tutumlarını, arzularını ve ihtiyaçlarını dile getirmesine izin verilmelidir.
3) Hiçbir konuşmacının iç ya da dış bir baskı ile yukarıda 1inci ve 2inci maddelerde yazan haklarından yararlanması engellenemez.

İşte bu noktada, demokrasiye gidecek yoldaki kilometre taşı olan kamusal alan fikrinin ideal tipi İnternet olarak karşımıza çıkabilmektedir. Thornton, İnternetin kamusal alanı yeniden canlandıracağı iddiasını İnternetin doğasındaki iki özellikle temellendirmektedir: (Boz, 2000:41)
1) İnternetin anarşik doğası,
2) Bireysel düşüncelerin interaktif olarak sunulabilmesi.
Sonuç olarak, kahvehanelerde, sokakta oluşan kamusal alan sonrasında televizyon ve gazete ile politik tartışma biçemi almıştır. Günümüzde ise kamusal alanın; dolayısı ile de demokratik tartışmaların en etkin oluştuğu yer olarak İnternet karşımıza çıkmıştır. Zira, Timisi, “İnternet yalnızca kamuoyunun biçimlenmesinde haber ve bilgiyi taşıyan bir araç olarak değil, kendisi bizatihi üzerinde kamusal ilişkilerin gerçekleştiği bir alan olma özelliği ile dikkat çekmektedir” diyerek, İnternet’in, kamusal katılımın bir “mekanı” olma özelliğine vurgu yapmaktadır. Bunlara ek olarak, İnternet ile sivil toplumun genişlemesi ve küreselleşmesi ile “kamusal alan kavramı dönüşüme uğramakta; paylaşılan mekan anlamında değil, paylaşılan sorunlar ve ortak çıkarlar etrafında bir araya gelmenin araçları olarak yeni teknolojiler önemli bir nitelik kazanmaktadır” (Timisi, 2003:207)

Sanal cemaatler

Sanal cemaat kavramı İnternet ile ortaya çıkan bir terimdir. Bu terimdeki “cemaat” Tönnies’in cemiyet/cemaat ayrımından gelir. Tönnies’in Gemeinschaft und Gesselschaft adlı eserinde, endüstri devrimi öncesi mikro toplum parçacıklarındaki akrabalığa ya da kişisel bağlara dayanan, samimi ve yüzyüze iletişimin olduğu birincil ilişkilere dayanan bir topluluk sistemi cemaat olarak tanımlanırken iken “cemiyet” ise endüstri devrimi sonrası, mekanik ilişkilere dayanan, bireyselleşmenin olduğu, her bireyin kendi çıkarına göre hareket ettiği, ikincil ilişkilere dayanan bir yapıdır. Ünsal, Tönnies’te cemaatlerin özelliklerini şöyle sıralar (Ünsal, 2005):

1) Sabit ve uzun dönemli
2) Ortak çıkar ve karşılıklılık ilişkisine dayanan derin sosyal etkileşimler
3) Paylaşılan ritüel ve sembollerin görünür olması.
4) Bir mekanda, yüzyüze ilişkiler ile oluşan yerel kontaklar.

Sanal Cemaat kavramının kurucusu ise, İnternet üzerine yazdığı yazıları ile tanınan Howard Rheingold’tur. 1993 yılında yazdığı “Virtual Community” adlı eseri ile İnternet üzerinde cemaatleşen bireylerin incelenmesinde öncü olan Rheingold’a göre sanal cemaat “yeterli sayıda insanın, insani duygularla, siber alanda kişiler arası ilişkiler kurmak üzere elektronik ortamda kamusal tartışmalara yeterince uzun bir süre katılmasıyla Ağada oluşan toplumsal kümelenmelerdir” (Subaşı, 2001) Ancak buradaki toplumsal kümelenmelerde mekan kavramının sanal/farazidir. Zira farklı mekanlarda hatta zamanlarda olan insanların sanal cemaatlerin üyeleri olması gayet normaldir. Sanal cemaatler kavramını, Habermas’ın kamusal alanı temeli üzerine inşa eden Rheingold’a göre sanal cemaatler coğrafi engelleri ortadan kaldırır (Boz, 2000:27). Boz’a göre Rheingold’da göre sanal cemaatlerin öne çıkan özellikleri şunlardır (Boz, 2000:28):

1) Modern toplumlarda fiziki iletişim olmazsa olmaz koşul iken, sanal toplumlarda fiziki iletişim yerini bilgisayar ağlarına ve sanal bireylere bırakmıştır.
2) Sanal toplum için fiziki mekan yoktur. Mekanın yerini siber uzay denilen dünyanın her tarafını kaplayan dijital mekan almıştır
3) Sanal toplumlarda haberleşme ve bilgi alışverişi son derece hızlı ve kayıpsızdır

İnternet ve Demokrasi Bağlamında Sanal Bir Cemaat Olarak Ekşi Sözlük

Demokrasi, İnternet ve sanal cemaatler hakkında kuramsal kavramsal çerçeveyi çizdikten sonra İnternet ve demokrasi ilişkisinde bir örnek üzerinde çalışılması bu yazının temel amacıdır. Bu bağlamda www.eksisozluk.com İnternet sitesinde yer alan sanal bir cemaat olan ekşi sözlük örnek olarak seçilmiştir. Ekşi sözlük-demokrasi ilişkisini incelemeye başlamadan önce “sözlük” hakkında kısa bir bilgi vermek yerinde olacaktır.

Ekşi sözlük, kullanıcılarının kendilerinin oluşturdukları başlıklar altına fikirlerini/bildiklerini/düşüncelerini yazabildikleri sanal bir sözlük projesidir. 1999 yılında ssg rumuzlu bir bilgisayar programcısı tarafından kurulmuş ve de 15 Şubat 1999’da birkaç yakın arkadaşının kullanıcı olduğu, eğlenceli bir proje olarak ortaya çıkmıştır. Sözlük kullanıcıları (kendilerini bazen “yazar” bazen de “suser” olarak adlandırmaktadırlar), gerçek isimleri yerine takma adlar (nickname) kullanmaktadırlar. Her kullanıcı kendi şifresine ve takma adına sahiptir, onlar adına başkaları yazılar yazamamaktadırlar. Ancak başlıklara yazılan maddeleri kayıtlı olan olmayan tüm site ziyaretçileri okuyabilmektedirler. “Başlık” her kullanıcının oluşturabildiği sayfaların adıdır. Sözlük jargonunda, başlıklar altına yazılan tanımlara/yazılara yani maddelere entry denmektedir. Madde (entry), başlıkların altına, başlıktaki kavramlara, sözcüklere karşılık olarak yazılan anlamlara verilen isimdir. Bir başlık altına her yazar kendi düşüncelerini aktardığı maddelerini yazabilmektedir.

Ekşi Sözlük, aslında yeni ve etkileşime en açık medya olan İnternet’in bu yetisini kullanarak var olan bir projedir. Sitenin görselliği sayfadaki reklam bannerları hariç sadece metin tabanı üzerinedir. Site üç parçadan oluşmaktadır. Sol parça siteye o gün açılan başlıkları listelemektedir. Üst tarafta ise kullanıcının aramak, bilgi edinmek istediği kavramı bulması için bir arama satırı, o anda açılan başlıkları görmek için “bugün” butonu, geçmiş dönemde açılan başlıkları görmek için “dün” ve “2005” butonları ve de kullanıcın profilini düzenlemesi için kontrol merkezi butonu bulunmaktadır. Bu sitede yazar olan insanlar gerçek adları yerine takma adlar vasıtası ile maddeler yazmaktadırlar. Sitenin en büyük üçüncü parçası ise üzerine tıklanan ya da aranan başlığı ve de altındaki maddeleri (entryleri) gösteren ana bölümdür.

Ekşi Sözlük bu haliyle ortalama üstü bir site olmasının yanında onu bu araştırmaya değer kılan, güdü toplumun belirli bir kesimin çok önem verdiği, yararlandığı, takip ettiği “popüler” bir kaynak olmasıdır. Çünkü Ekşi Sözlük, ansiklopedik, referansvari bir kaynak olmanın çok ötesindedir. Hemen her türlü güncel gelişmeyi ve bu gelişme hakkındaki yorumları sözlük başlıklarında, maddelerinde görmek mümkündür. Aslında bu, sözlük’ün sanal cemaat yapısını yansıtan en önemli özelliktir. Çünkü yazılan yorumlar, iddialar, tanımlar bir takma ad arkasından (adli sorunlar çıkaracak entryler sözlük iç denetimi tarafından silinmekte ise de) özgürce fikirlerini yazabilen, bundan da önemlisi bu fikirlerin binlerce kişi tarafından okunduğunun farkında olan kişilerden çıkmaktadır. Bu kişiler –her ne kadar birbirlerinden çok farklı, zıt düşünen bireylere sahip olsa da- bu büyük sanal cemaatin ortak bir kültürünün oluşmasında katkıda bulunmaktadır. İşte bu kaotik bilgi akışını kozmoza dönüştüren bir iletişim alt birimi olarak ekşi sözlük Türkiye’de incelenmeye değer sanal cemaatlerin başında gelmektedir.

Ekşi Sözlük yazarları ne yazmaktadırlar? Yazarlar, Ekşi Sözlük’te istedikleri bir başlık açıp ya da daha önce açılmış bir başlığın altına bildiklerini/söylemek istediklerini belli formatlara uyarak yazmaktadırlar. Bu konuyu somutlaştırmak için bazı örnekler vermek yerinde olacaktır. Örneğin Ankara Üniversitesi İletişim Fakültesi hakkında simon templar rumuzlu yazar:
yer olarak kurtulusta ankara universitesi siyasal bilgiler fakultesinin arka tarafinda, bankacilik ve ticaret hukuku araştirma enstitusu binasinin tam karşisinda yer almaktadir. ayrica pek cok workshop ve genelde her donem ankara'nin bir barinda konserli partiler duzenleyen bir fakultedir.
(simon templar, 09.06.2003 22:37)

diye yazmış iken, hdana rumuzlu yazar:
eleştirel kuramın türkiyeye aktarılması konusunda literatüre önemli katkıda bulunmuş hocaları bünyesinde barındıran, bu duruma rağmen yarışmalarda anlamsızca diğer fakültelerle rekabete giren, ödülleri gereğinden fazla önemseyen öğrencilerin bulunduğu köklü iletişim okulu.
(hdana, 17.06.2003 14:06)

diyerek bildiklerini öznel bir biçemde aktarmıştır. Bu yazılanlar ekşi sözlük’te “ilef” başlığı altındaki 30 entry’den ikisidir. Ancak aynı başlık altında,
mezunu olduğum okul.
eleştirel bir bakış açısıyla yaklaşılınca, hakkında sayfalarca tenkit yazabilmek mümkün ancak yine de teorik dersler baz alındığında türkiye'nin en iyi iletişim fakültesi olduğu su götürmez bir gerçek.
(objects in the mirror, 14.03.2005 14:55)

diye bir olumlu bir bakışa sahip bir madde varken bir başka maddede:
büyük hayallerle girilip mezun olmaya yakın hayalkırıklığıyla ayrılınan eğitim kurumu...neyseki kantini ve çimleri ile okuduğum sürece bir nebze beni mutlu etti.
(therapywiththebadseedsproject, 21.07.2004 22:58)

denmektedir. Yazarlar belirli formatlar dahilinde başlıklara istedikleri entryleri yazabildikleri gibi, 50 karakterle sınırlı olmak üzere istedikleri başlıkları da açabilmektedirler.

Görüldüğü gibi Sözlük, bireysel fikirlerin açık ve net bir biçimde yazılabildiği bir projedir. Sözlük yazarları istedikleri başlıkları açmakta, istedikleri başlıkların altına istedikleri maddeleri yazmakta serbesttirler. Bu serbestlik oldukça öznel düşüncelerin Sözlükte yer almasında ortaya çıkmaktadır. Örneğin “temiz ve sağlam bir çift çorap bulmanın zorluğu” diye bir başlık altında 4 tane madde vardır. Öte yandan “alternatif matrix mustafa topaloğlu diyalogları” başlığı altında 9 adet madde vardır. Siyasi eleştirel bir tavra da sahip olan Ekşi Sözlük’te Başbakan Recep Tayyip Erdoğan’ın Mersin’deki bir gezisindeki bir çiftçi ile yaşadığı diyalog üzerine açılan “tayyip erdogan ile çiftçi arasında geçen konuşma” adlı başlığın altına girilen 291 adet entry’den eleştirel nitelikli olanlarından birisi şu şekilde iken:
devlet adamlığından nasibini almayan insanların, onları o mevkiye getirmiş olan insanlara ne kadar değer verdiğinin apaçık göstergesidir. delikanlılığı gariban çiftçiye, üç kuruşa muhtaç halka karşı olan ama amerika, avrupa birliği "höt zöt" diyince sus pus kesilen hükümetin başbakanının hezeyanıdır.

buyrun bakınız da bakınız;

(bkz: koylu milletin efendisidir)

(bkz: adam gibi adam atam)

sonra bir kere de buna bakınız;

(bkz: devlet adamligi dersleri) - siz değil; öğrenememiş olanlar baksın.
(zambo sakizi, 11.02.2006 15:35)

bir başka madde, adli bir suç unsuru taşıyabilecek niteliktedir:
- bu adam dindar adamdır, oy verelim.çok seviyorum tayyip'i ve ak partisini elhamdülillah müslüman bunlar.allah korkusu vardır o yüzden iyi yönetir bizi.

daha çok beklersin iyi yönetilmeyi bu kafayla ! allahsız, kafir, deccal dediğiniz atatürkümüzün tırnağı olamaz bunlar.bir mustafa kemal'in halkına verdiği değere bakın, bir de bu kokuşmuş sistemin kokuşmuş politikacıların verdiği değere bakın.köylü milletin efendisiyken 1930'larda şimdi köylü milletin paçavrası olmuş bunlara göre.köylü milletin ta kendisidir haberleri yok.hala yobazlığınız işbaşındaysa ve savunmaya kalkıyorsanız bu insanları, hala bu ülkenin kurucusuna sırf örümcek ağlarını bozdu, yırttı diye kin besleyip ağları bu ülkenin üzerine tekrar örtmeye çalışıyorsanız, vicdan müesseseniz kapalı, gönül gözünüz kör olmuş demektir.
(ekshe, 11.02.2006 18:25 ~ 18:34)


Sözlük İstatistikleri
Sözlük hakkında birkaç istatistiki bilgi vermek gerekirse:
Kullanıcılar:
Ø 1 tane admin Ekşi sözlük’ü kuran kişi en geniş haklara sahip kullanıcısı olan ssg rumuzlu kullanıcıdır. Sürekli olarak sözlük formatına aykırı yazılar yazan yazarlarının kayıtlarını silmeye yani “uçurmaya” yetkisi olan tek kişi olmasının yanı sıra moderatörler gibi formata uymayan entryleri silmeye hakkı vardır. Maddeleri “iyi, orta, kötü” şeklinde oylama hakkına sahiptir.
Ø 9 tane moderatör Gammazlar tarafından moderatörlere bildirilen yani ispiyonlanan entryleri silmeye, değiştirmeye yetkisi olan gönüllü yazarlar. Maddeleri “iyi, orta kötü” şeklinde oylama hakkına sahiptirler
Ø 836 tane gammaz Ekşi sözlük formatlarına uymayan, adli suç oluşturabilecek maddelerin yazarlarını uyarmaya ve de moderatörlere iletmeye yani ispiyonlamaya yetkili gönüllü yazarlar. Bir yazar, ekşi sözlük formatına uygun yazdığı yazılar ve performansı ile gammaz statüsüne yükseltilebilmektedir. Maddeleri “iyi, orta, kötü” şeklinde oylama hakkına sahiptirler
Ø 10836 yazar Ekşi sözlükte entry yazma, başlık açma yetkisine sahip kullanıcılar. Entryleri “iyi, orta, kötü” şeklinde oylama hakkına sahiptirler
Ø 768 çaylak Formata aykırı entryler girdikleri için moderatörler tarafından çaylak konumuna düşürülen, yazdıkları maddelerin, başlıkların başkaları tarafından görülmesine izin verilmeyen, 1 hafta içinde formata uygun 10 adet madde girerek tekrar yazarlık yetisine kavuşabilen yazarlar. Maddeleri “iyi, orta, kötü” şeklinde oylama hakkına sahip değillerdir.
Ø 6 preatör Sözlükte hukuki danışmanlık yapan, yazılan maddeleri, başlıkların mevcut yasal sisteme uyumluluğunu denetleyen hukuk eğitimi almış gönüllü yazarlar. Maddeleri “iyi, orta, kötü” şeklinde oylama hakkına sahiptirler
Ø 39922 kayıtlı okur Sözlükte yazı yazma yetkisi bulunmayan, sadece okur olabilen ancak yazar alımları başlayınca öncelikli olan sisteme bir takma ad ve şifreyle kayıtlı okurlar. Maddeleri “iyi, orta, kötü” şeklinde oylama hakkına sahiptirler. Kayıtlı okur olmayanlar da sözlükte yazılanların tümün okuyabilmektedirler.

Görüldüğü gibi sözlükte özellikle yazılanların denetimi bağlamında hiyerarşik bir yapı göze çarpmaktadır.

Sözlükte yazılanlara baktığımız zaman ise:
1 milyon 162 bin adet başlık,
Bu başlıkların altında 5 milyon 730 bin adet madde (entry),
3 milyon 885 bin adet (yazarların kendileri ya da moderatörler tarafından) silinmiş madde vardır.
Başlık başına ortalama 4 adet madde
Yazar başına ise ortalama 94 adet başlık ve 466 adet madde düşmektedir.

Sözlük Formatı
Gammazların yazılmış bazı entryleri moderatörlere söylemesine adminin ve moderatörlerin de bu entryleri silmesine neden olan formata aykırılık sözlükte ssg’nin kendisi tarafından “entrylerin (maddelerin) silinme sebepleri” başlığı altında şu şekilde ifade edilmektedir:

moderatorlerin entry silerken cok istisnai durumlar di$inda kullandiklari $ablon sebep listesi vardir.. bunlarin bir kismi gammaz staff'ta da bulunur.. bunlar:

sozluk formatina uygun degil:
entry bir tanim veya bir ornek degil veya hatali entry ornekleri'ndeki 60 hal vaziyetten en az birine uyuyor..

alinti ornek olmadigi halde turkce degil:
ek$i sozluk'te entry'lerin dili turkce olmak zorundadir.. girilen entry bir alinti veya ornek oldugu halde bu belirtilmediyse yine bu sebepten silinebilir..

kendisinden once bir tanim mevcut degil:
okuma sirasi, algi duzeyi ve dunya bari$i acisindan bir ba$likta tanimlardan once ornek olmasi dogaya aykiri oldugundan bu entryler ilk tanima kadar silinir.. bu sebeple silinen entryler yazarlari tarafindan tanimlardan sonra tekrardan eklenebilirler..

kendisinden onceki entryleri refere ediyor:
"yukardaki entry'de ahmet abinin dedigi gibi" veya "15. entry'de oyle denmi$ ama", "re:28" gibi hallerde bu entry'ler silinir. sozlukte bir entry digerini direk refere edemez.

daha once yazilmi$ zaten bu:
daha once yazilmi$ bir entry silindiginde gerekcesi bu olur..

bu konu ba$ka bir ba$likta inceleniyor:
albert einstein ba$ligindaki 1500 entry'yi farketmeyip einstein ba$ligi acip oraya yazilan "super bir adam" icerikli entryler (ve tabi ki benzerleri) bu gerekceyle silinir..

g......ze girebilir:
yasal sorun cikarabilecek bilimum ki$ilere hakaret iceren her turlu entry bu gerekceyle silinir.

--- sonradan kaldirilmi$ gerekceler:

bkz fasiliteleri hatali kullanilmi$:
bkz vermeye cali$irken si.mi$ fakat gozden kacmi$ entryler bu sebeple silinir..

rotu$lansa iyi olur:
gercekte bir hatasi olmayan fakat oyle de pek guzel gorunmeyen biraz editlenmeye ihtiyac duyan muhtemelen yazarin da moderatorun bu fikrine katilacagi vaziyetteki entryler bu gerekceyle silinir..
(ssg, 07.05.2002 13:45 ~ 10.10.2005 20:57)

Hep karşımıza çıkan sözlük formatı kavramı üzerine eğilmek yerinde olacaktır. Sözlük formatı, Ekşi Sözlük içinde yazılan yazıların belirli bir biçem altında yazılmasını, belli bir düzen oluşmasını sağlamaya yönelik bir kurallar bütünüdür. Sözlükte bu bütünlüğü sağlama gayreti yazarları istediklerini özgürce ifade etmelerini kısıtlamamaktadır. Örneğin “boğazda çarpışan tankerler” türü bir başlık altına “tankerlerde petrol olsaydı çok kötü olurdu” şeklinde bir madde yazmak formata aykırıdır. Çünkü bu madde, başlığa bir tanım getirmemektedir. Ancak bu entry “petrol taşısalardı çok kötü sonuçlara neden olacak tankerler” şeklinde olursa formata uygun olurdu. Zira başlık tankerleri nitelerken, altına yazılan madde de tankerleri tanımlamaktadır. Görüldüğü gibi yazarlar formata uygun olarak istedikleri düşünceyi her türlü şekilde aktarabilir konumdadırlar.

Ekşi Sözlük’ün geneline bir “mizah” unsuru hakim olduğu görülmektedir. Mizah, özellikle eleştiri yaparken oldukça güçlü bir araç olması nedeniyle sözlükte yazılanların genelinde kullanılan bir yöntemdir.

Ekşi Sözlük Sanal Bir Cemaat Mi?

Sanal bir cemaat olarak Ekşi Sözlük ve Demokrasi ilişkisini incelemeden önce Ekşi Sözlüğün sanal bir cemaat olup olmadığını incelemek yerinde olacaktır. Tönnies’in cemaat özelliklerinden yola çıkarsak, Ekşi Sözlük, derin sosyal etkileşimlere sahip bir sitedir. Site üzerinden arkadaşlık kuranlar, birbirlerini tanıyanların sayısı oldukça fazla olduğu gibi, Ekşi Sözlük’te yazarların birbirleri arasında haberleşmesini sağlayan “mesaj” aracı ile birbirlerine yorumlar yazıp, maddeler hakkında eleştirilerini/tebriklerini birbirlerine gönderen bireyler bir cemaatin parçasıdırlar. Ayrıca ortak paylaşılan ritüel ve sembolleri vardır. Sözlükten kaydın silinmesine verilen isim “uçurulmak”, beğenilen bir entry’ye verilen “şukela” gibi sözlük jargonunda sembolik kullanımlar vardır. Ayrıca yazarların bir mekanda buluşup, eğlendikleri, konuştukları zirveler de ritüellerin bir parçasıdır sözlükte. Bunlara ek olarak sözlük yazarları yüzyüze ilişkiler içerisinde de bulunurlar. Hemen her yazarın, istediği bir ad ile açabildiği bu zirvelerde buluşan yazarlar, kendilerini tanıtan takma adları ile bir mekanda bir araya gelip yüzyüze konuşmakta, fikir alışverişinde bulunmaktadırlar. Bu durum da Tönnies’in cemaatler hakkındaki yüzyüze ilişkiler şartını tamamlıyor. Dolayısı ile Ekşi Sözlük kullanıcılarının bir cemaat olduğu sonucuna varılabilir.

Sanal Cemaat – Ekşi Sözlük ilişkisinin çerçevesini ise Rheingold’un söylemi üzerinden götürmek yerinde olacaktır. Ekşi Sözlük Rheingold’un çizdiği sanal cemaat resmine de uymaktadır. Çünkü sözlük, yeterli sayıda insanın, insani duygularla, siber alanda kişiler arası ilişkiler kurmak üzere elektronik ortamda kamusal tartışmalara yeterince uzun bir süre katılmasıyla Ağ’da oluşan toplumsal kümelenmelenmelere bir örnektir. Sonuç olarak Ekşi Sözlük’ün bir sanal cemaat olduğunu söyleyebiliriz.

Ekşi Sözlük ve Demokrasi

Ekşi Sözlük’te demokrasinin oluşumu konusunu demokratik özellikler ve demokratik olmayan özellikler ikiselliğinde incelemek yerinde olacaktır.

Ekşi Sözlük kapsamında Demokratik Potansiyelin Zayıf Olduğu Noktalar

1) Yazar Alımlarındaki kısıtlılık

Ekşi Sözlük dahilinde yazar olmak sadece bir kayıt formu doldurmaktan ibaret değildir. Ekşi Sözlük dahilinde başlık açmaya ve madde yazmaya yetkili olan “yazar” sıfatını elde etmek için kişinin, öncelikle bir başvuru ekranından istenilen bilgileri vermesi istenmektedir. Bu bilgiler arasında kendisinden bir takma ad ve şifre de talep edilir. Bu bilgiler sonrası başvuran kişi önce çaylak yazar olmaktadır. Yani yazdıklarını sadece kendisi ve moderatörler görebilir. Yazar olabilmek için 1 hafta içinde formata uygunluğu moderatörler tarafından denetlenip onaylanacak 10 adet madde (entry) girilmesi istenmektedir.

Yazarlık alımları her yılın sadece belli bir dönemi yapılmaktadır. Bu dönem önceden duyurulmamaktadır. 1999’dan beri yayında olan bu projeye son yıllarda ilgi kat kat arttığı için yazar alımları değişik ön şartlara bağlanabilmektedir. Örneğin 2005 yılı yazarlı başvuruları için konulan ön şart sonucu Muş’ta bulunan 1071 Malazgirt Pansiyonlu İlköğretim Okulu’na en az 10 adet kitap bağışlayarak yazarlık öncesi çaylak sıfatına sahip olunabilmiştir . 2006 yılı için yazarlık alımları daha açılmamıştır. Sadece ssg ile özel ilişkiler kurabilenler yazar olabilmektedir.

Yazar alımındaki kısıtlılık Ekşi Sözlük’teki demokrasi söylemine zarar vermektedir. Herkesin her istediğini söyleyebildiği bir ortam olarak tanınan sözlükte, kullanıcılara sürecin en başında konan bu kısıt, Antik Yunan doğrudan demokrasisinde sadece erkeklerin seçmen oldukları sisteme benzemektedir.

Öte yandan, yazar olma talebi ile yazar olabilenler arasındaki bu fark ve de böylesine popüler bir sitede yazar olabilmenin zorluğu bireylerin sözlüğe değer vermesini yazdıklarına da dikkat etmelerini sağlamaktadır. Bu durum ise, Aksoy’un “fazla düşünme vakti ayrılmadan, anında, spontane” (Aksoy, 1996) diye eleştirdiği İnternet metinlerinin daha nitelikli olmasını sağlayarak Sözlük’ün bilgi çokluğu ve bilgi kalitesi ikilemi arasında daha olumlu bir konumda yer almasını sağlamaktadır.

2) Otokontrol Mekanizması ve Hiyerarşi

Sözlükte yazılan entryler, 836 gammaz, 8 moderatör ve ssg tarafından kontrol edilmektedir. Yukarıda sayılan format kurallarına uymayan entryler kimi zaman mesaj yoluyla uyarılmakta kimi zaman da uyarı yapılmadan silinmektedir. Kontrol hiyerarşisinde gammazlar, sadece uygun olmayan entryleri moderatörlere iletmeye yetkilidirler. Silme işlemi ise sadece moderatör ve ssg tarafından yapılmaktadır. Ancak bu denetim mekanizmasının “özgürlüğü engelleyici” eleştirisi Foucault’cu bir “gözetim” sorunuyla paralel değildir. Çünkü, Ekşi Sözlük’te ifade özgürlüğü sonuna kadar kullanılabilmektedir, yeter ki uygun bir biçemde yapılsın. Radikal Gazetesi yazarı Enver Kubilay Yüksel’in Ekşi Sözlük’ü tanımlarken şunlar söylemektedir; “Kendi kendine gelişen gönüllü otokontrol mekanizması, siteye olan bağlılıklarından dolayı tüm üyelerin esnek kurallara uyması ve halihazırdaki üye alımlarıyla giderek büyümesi Türkiye şartlarında demokratik bir oluşumun varlığına duyulan ihtiyacın kaçınılmaz bir sonucu[dur]”.(Yüksel, 2004)

Bunlara ek olarak, otokontrol mekanizması, Sözlüğün kaotik bir düzene mahkum olmasını önlemektedir. Özgürlük ile anarşizmin sınırları hakkındaki İnternet ötesindeki demokrasi tartışmaları Sözlük’ün bu kontrol mekanizması ve hiyerarşisi için de geçerlidir.

3) Admin ve Moderatörlerin Seçimsiz Yetkilendirilmesi

Sözlükte denetimi sağlayan moderatörler ve gammazlar demokratik olmayan bir yöntemle yetkilendirilmektedirler. Sözlük kurucusu ve en yetkili kullanıcısı, ssg, tıpkı bir ülkeyi sıfırdan var eden otoriter bir diktatör gibi yerinden indirilemez bir konuma sahiptir. ssg’nin sözlük kullanıcılarının yazarlık yetkilerini ellerinden alabilme hakkına yani yazarları uçurmaya yetkisi vardır. Ancak bu diktatörlük yazarların ifade özgürlüğün kısıtlamamaktadır. Örneğin flatliner isimli bir yazar “en mal sözlük yazar ssg” diye bir başlık açmış ve şöyle bir entry yazmıştır:

tck'ya bile aykırı entrylere seyirci kaldığı için bu sözü haketmiştir.aynı şekilde moderatorlar ve gammazlar da.bir yazarın sözlük yazarlığı hayatına son verme cümlesidir aynı zamanda.bu kadar b....n insanın bulunduğu bir platformda bulunmanın bir anlamı yoktur çünkü..
(flatliner, 13.03.2005 16:19)

Bu yazar ne “uçurulmuş” ne de “çaylak” konumuna indirilmiştir. Ekşi sözlük, kurucusu ssg’yi bile asi bir dille eleştiren onlarca yazarın yazdığı yüzlerce yazıya sahiplik yapmaktadır. Bir diktatör konumunda olsa da, formata uyduğu sürece ifade özgürlüğünü kısıtlanmaması Ekşi Sözlük’ün demokrasi ile ilişkisine olumlu katkıda bulunmaktadır.

Sözlükteki denetimi sağlayan 8 moderatör ssg tarafından seçilmektedir. Burada sözlük vatandaşları diyebileceğimiz sanal cemaat üyelerinin söz hakkı bulunmamaktadır. Aynı şekilde yazarların, gammaz konumuna yükseltilmesi de ssg ve moderatörler tarafından belirlenmektedir.

4) Sözlük Yazarlarının Sınıfsal Benzerliği

Sözlükte demokrasiye yapılan en ciddi eleştirilerden birisi de sözlük kullanıcı profilindeki benzerliktir. En başta İnternetin kendisine yapılan “toplumsal tabakalaşmanın artması” yönündeki eleştirinin Sözlük için de geçerli olduğu ortaya çıkmaktadır.

Bir kere, sözlük yazarı olanların geneli İnternet ile sıkı ilişki içinde olan bireylerdir. Zira Sözlük’ün sanal bir cemaat olması bunu gerektirmektedir. Bunun sonucu olarak da Türkiye’de İnternet’e ulaşabilen kesim, Sözlük’ün yazar profilinin popülasyonunu oluşturmaktadır.

İkincil olarak Sözlük’ün istatistiklerine göre yazarlar ve kayıtlı okurların yaklaşık % 70’i erkektir . Bu da, erkek bireylerin İnternet ile daha fazla ilgilenmelerinin bir sonucu olarak yorumlanabilir. Ancak nihayetinde bu durum, demokrasi temelindeki çok sesliliği zedeler niteliktedir.

Üçüncül olarak Sözlük’ün istatistiklerine göre yazarlar ve kayıtlı okurların yaklaşık %74’ü 25 yaşının altındadır. Bu da Sözlük’ün “genç” olarak nitelendirilmesine neden olmaktadır.

Son olarak yine Sözlük istatistiklerine göre yazarların % 91’i Türkiye’dedir. Türkiye’nin ardından ABD ve Almanya ülkeleri gelmektedir.

Sonuç olarak, bir sözlük yazarı genel bir ifade ile, “İnternetle ilgilenen ve İnternete ulaşabilen, Türkiye’de yaşayan 25 yaş altı erkek” olarak tanımlanabilir. Az rengin kullanıldığı böyle bir resim Sözlük’ün demokratik nosyonuna zarar verir niteliktedir.

5) Ekşi Sözlük’teki Reklamlar ve Ticari Bağımsızlığın Zedelenmesi

Sözlük ilk ortaya çıktığında reklamsız, ssg’nin kendi kişisel kaynakları ile finanse ettiği bir yapıya sahipti. Sözlükte hiçbir reklam yer almıyordu. Bu, Sözlük’ün sermayeden bağımsız olmasını sağlayan yegane dayanak noktalarından biriydi. Ancak 2003 yılı itibariyle Sözlük’ün popülaritesinin artması ile siteye banner şeklinde reklam alınmaya başlanmıştır. Son iki yıldır ise, bannerla kısıtlı kalınmamış, Sözlük’teki yazıların fonu (sitenin tasarım teması) da reklam alanı olarak reklam verenlere satılmaya başlanmıştır. Bunlara ek olarak, reklamı yapılan ürün ya da hizmet siteye ilk girildiğinde başlık olarak kullanıcının karşısına çıkmaktadır. Bu durum, Sözlük kullanıcıları tarafından derinlemesine tartışılmıştır. Kimi yazarlar maddelerinde Sözlük’ün artık özgürlüğünün kalmadığını savunurken, kimileri de artan yazar sayısı ile oluşan trafiği kaldırabilecek teknik altyapının gerektirdiği finansmandan dem vurarak reklamların gerekli olduğunu savunmuşlardır.

Buna ek olarak, ssg, Sözlük’ün isim ve işletilmesi hakkına sahip olan “Ekşi Şeyler Teknoloji Bilişim Ltd Şti.” yi kurarak sitenin, Türk ticaret siciline kayıtlı bir şirketin parçası haline getirmiştir.

Ancak Sözlük’te bu eleştiriye karşı ileri sürülebilecek yapılar da vardır. Bir kere anasayfada karşınıza çıkan reklamlar iki buton yardımı ile kapatılabilmektedir. Yani banner ya da fon şeklindeki reklamları görmek istemeyen bir yazar olsun olmasın tüm kullanıcılar reklamları kapatabilmektedirler. İkinci olarak, sözlük’te reklamı yapılan ürün ya da hizmet hakkında açılan başlıklarda ve yazılan maddelerde hiçbir kısıtlama yapılmamaktadır. Örneğin, sayfanın sağ tarafında Rocco Lolipop şekerinin banner reklamı varken ürün adıyla aynı olan başlık altında şöyle bir entry hiçbir kısıtlama olmaksızın durabilmektedir:

asla topitop'un yerini tutamayacak şeker.reklamları kadar tadı da güzel olsaydı keşke
(mx, 07.04.2005 00:32)

6) Sözlükteki bilgi çokluğu ve güvenilirlik sorunu

Sözlük’ yapılan eleştirilerden birisi de çok fazla gereksiz bilginin bulunmasıdır. Bu geçerli bir saptamadır. Zira, formata uygun olduğu sürece istediği her şeyi yazabilen yazarların mizah güdüsünün de etkisiyle toplumun çoğu tarafından fuzuli / zaman kaybı diye nitelendirilebilecek başlıkların/maddelerin olduğu aşikardır. Örneğin sözlük başlıkları arasında “fiberoptik kabloya çamaşır asmak” gibi bir eylem 9 adet madde ile tanımlanırken “kadın şoförlerin istanbul trafiğine etkisi” adlı başlıkta 4 adet madde bulunmaktadır. Gençlik jargonunca “geyik” diye nitelendirilebilecek bu gibi yazıların yanında “17 mayıs 2006 danıştay’a yapılan saldırı” başlığı altında Danıştay 2. Daire Başkanlığı’na yapılan silahlı saldırı hakkında 398 madde ile yorumlar yazılmış, tepkiler konmuş, eleştiriler ve çıkarımlar yapılmıştır. Bunun yanında, “hukuki terimlerin latince karşılıkları” üzerine aylar boyu yüzlerce başlık açarak Sözlük’e, Latince-Türkçe Hukuk Sözlüğü kaynağı olabilecek kadar bilgi işleyen yazarların yanında “12 eylül olmasa anarşi nasıl dururdu” başlığı altında durum 12 adet maddde ile tartışılmıştır.

Sözlük için geçerli olan bu sorun aslında İnternet’in tümü için yapılan bir demokrasi eleştirisidir. İnternet’in koca bir bilgi çöplüğü olarak nitelendirildiği bir söylemde Ekşi’nin bu eleştiriden nasiplenmesi oldukça doğaldır.

Bunlara ek olarak, ekşi Sözlük’te yazarların yazdığı öznel bilgilerin güvenilir olması yönünde bir garanti bulunmamaktadır. Bir madde, formata uyduğu sürece, hatalı bir bilgi de verse bu silinmesi için yeterli değildir. Hatalı bilgi içeren yazılar yazan yazarlar mesaj yoluyla, başka maddeler ile uyarılsa da yazdıklarını düzeltmek yazarın kendi inisiyatifindedir.

Ayrıca, yazılanların bir takma adla yazılması, ortaya kime ait olduğu belli olmayan maddeler çıkarmakta bu da kimlik sorunu bağlamında güvenilirlik problemine başka bir boyut getirmektedir.

7) Sözlükte kimlik sorunu

Ekşi Sözlük’ün en çok eleştiri aldığı noktalardan birisi de insanların bir takma ad arkasına gizlenip istediklerini söylemeleridir. Haftalık Dergisi, Ekşi Sözlük için “Yüzü olmayan insanların istediği hedefe serbest atış yaptığı bir hakaret yuvası!" (Haftalık Dergisi, 2003) ifadesini kullanmış iken Oray Eğin, “İnsanların yüzlerine söyleyemeyeceklerini arkalarından söyleyebilen ahlak yoksunu güçsüzler, rumuzun gücüne sığınarak pek çoğu da kişisel olan hasetlerini, kıskançlıklarını, çekemezliklerini sözlüğün satırlarına kusmaya çalıştılar” (Eğin, 2006) diyerek Sözlük’e bir eleştiri getirmiştir.

Aslında kimlik sorunu İnternet’in bir sorununu Sözlük’teki bir yansımasıdır. İfade özgürlüğü ve statü eşitliği sağlayan rumuzlar kimi zaman da yazılan yazıların mecalinden kurtulma yolu olarak kullanılmaktadırlar.

8) Yasal Engeller

Sözlük, Türkiye’de merkezlendiği için Türk yasalarına uymak zorundadır. Sözlük dahilinde, kişilere aleni hakaretler gibi TCK’ya göre suç unsuru bulunan yazılar, moderatörler tarafından silinmektedirler. Bu durum ifade özgürlüğünü kısıtlıyor olsa da yasal engellemeler Ekşi Sözlük’le sınırlı değil, Türkiye’deki tüm yayınlar, bireyler ve kurumlar için geçerlidir. Özellikle güncel bir durumdan bahsetmek yerinde olacaktır. Ekşi Sözlük’e erişim, “esrar” başlığı altında “esrar kullanmaya özendirici yazılar” olduğu gerekçesiyle yapılan bir şikayet üzerine mahkeme kararı ile durdurulmuştur. Bu karar, Ekşi Sözlük yönetiminin ilgili mahkemeye başvurması ile kaldırılmıştır.(Mahkeme sonuç kararı ektedir) Ancak bu durdurma sadece Türk Telekom üzerinden yapıldığı için tüm kullanıcıları kapsamamıştır. Fakat olaya demokrasi tartışmasından baktığımızda Sözlük’ün kendi içindeki ifade özgürlüğüne otokontrol mekanizması dışında tabi olduğu yasal bir sınırlamaların da var olduğunu görülmektedir.

Ekşi Sözlük Kapsamında Demokratik Potansiyelin Güçlü Olduğu Noktalar

1) İfade Özgürlüğü

Ekşi Sözlük, Türkiye’deki sanal cemaatler içinde ifade özgürlüğünün en geniş ve en popüler şekilde kullanılan İnternet Sitelerinden birisidir. Yazı boyunca tekrarlandığı gibi, formatlara uyduğu sürece her yazar istediğini yazabilmektedir. Tabi bu ifade özgürlüğü, Sözlük hakimiyetinin dışında Türk Ceza Kanunu ile de sınırlıdır. Ancak, mizahın çok güçlü bir şekilde kullanıldığı bu sitede TCK’ya aykırı olabilecek bazı yazılar başka bir kitle iletişim aracında olamayacak kadar serbestçe yayınlanabilmektedir.

2) Zıt Fikirlerin Karşılaşması

Demokrasi bağlamında sanal cemaatlere yapılan eleştirilerden bazıları, bu cemaatlerin farklı görüşte olan sesleri dışladığını üzerinedir. Örneğin Aksoy, sosyal bir sistem içinde “diğer” ile karşılaşmanın demokratik sistemin zorunluluğu olduğunu söyler ve “elektronik topluluklarda istenmeyen ile birlikte yaşama, ortak bir payda bulmak ve varlığa katlanmak gibi zorunluluklar yoktur” (Aksoy, 1996) der. Ancak Ekşi Sözlük’e baktığımızda her ne kadar sınıfsal profil çeşitliliği azsa da aynı konu içinde birbirine tamamıyla zıt onlarca yazı bulunabilmektedir. Bu durum, zıt kutuplardaki insanların “öteki”lerini görmelerini ve kendi düşüncelerini sorgulamalarını sağlamaktadır. Bu da, demokrasinin temelindeki kamusal alanın İnternet dahilinde somutlanmasına yardım etmektedir. Sözlük kullanıcılarının profili her ne kadar bir bütünlük arz etse de her zaman için “marjinal” yazarlar kendilerine yer bulabilmektedirler. Sözlükte aynı başlık altında kendisini ateist, dindar, sosyalist, Kemalist vb. diye tanımlayan onlarca yazarın yazdıklarını bulmak mümkündür. Dolayısı ile toplumda çeşitli kesimlere mensup olan yazarlar kendi görüşlerine tam zıt fikirlere sahip başka yazarlarla aynı alanda buluşmak durumunda olması, Sözlük’ün demokratik niteliğine katkı yapar niteliktedir.

3) Maddelerin (entrylerin) oylanma mekanizması

Her ne kadar sözlük yöneticileri bir oylama mekanizması ile seçilmiyorsa da sözlük dahilinde yazılan her madde, yazarlar ve kayıtlı kullanıcılar tarafından “çok iyi, orta, kötü” seçeneklerinden birisi ile oylanabilmektedir. Bir yazarın maddeleri ne kadar çok olumlu/olumsuz oy alırsa, bu o yazarın popülaritesini arttırtmakta/azaltmakta ve de yazarın profil sayfasında bu olumlu/olumsuz özellikler gösterilmektedir. Bu bağlamda verilen oylar ile her yazarın en beğenilen ve beğenilmeyen maddelerini listelenmekte ve yazar ile ilgili bir sayfada yayınlanmaktadır. Böylece bireyler hakkında “kamuoyu” hiçbir ortamda olmadığı kadar açığa çıkmaktadır. Yazar hakkında tüm beğenilen, beğenilmeyen, oylanan madde (entry) bilgilerinin görüldüğü kişisel sayfayı sadece “yazar” olanlar görebilmektedirler. Yani, okuyucular, çaylak yazarlar bu bilgilere ulaşamamaktadırlar.

Sonuç

Demokrasi, doğrudan, temsili, katılımcı şeklinde alt başlıkları ile yüzyıllar boyu tartışılagelen bir kavram olmuştur. İdeal demokrasiye ulaşmak için kamusal alan söyleminden yola çıkan Habermas’ın açtığı yolda kitle iletişim araçları üzerine Rheingold ile tanımlanan Sanal Cemaatler’in bu tartışmalardaki yeri önemlidir. İşte Ekşi Sözlük örneğinde incelenen İnternet Demokrasi ilişkisinden çıkan sonuç, sözlüğün demokratik özelliklerinin asla yadsınamayacak nitelikte ifade özgürlüğüne sahip olmasına rağmen sözlük hakimiyeti dışındaki yasal sınırlar, internetin doğasından kaynaklanan kısıtlamalar ve de sözlük içindeki seçimsiz yöneticiler, yazar alımlarındaki kısıtlılık gibi nedenlerden ötürü, Ekşi Sözlük’ün ideal demokrasiye “tam” bir örnek olamayacağı ancak sahip olduğu özellikler sonucu İnternet’in demokrasiye yapabileceği “olumlu” etkilerin hepsini barındırdığı dolayısı ile İnternet-Demokrasi ilişkisi için iyi bir örnek olabileceği sonucuna varılmaktadır. Sözlük bağlamındaki demokrasi umudunu Radikal yazarı Enver Kubilay Yüksel’in “İnternet Demokrasisi ya da Ekşi Sözlük” isimli makalesinin son cümlesi ile bitirmek yerinde olacaktır. (Yüksel 2004):

“Maddelerin farklı farklı kişiler tarafından yazıldığı ve bir maddenin tanımının tek kişinin perspektifine bırakılmadığı bir sözlükten daha demokrat bir imkan şu an için yok gibi”

Kaynaklar

- Eğin, 2006
Oray Eğin, “Ya Ekşi Sözlük Bütün Bunları Hakettiyse”
Akşam Gazetesi 29 Mayıs 2006 tarihli köşesinde

- Ünsal, 2005
İrem Ünsal, “Cyber Communities and the Case of Ekşisözlük”
Political Anthropology Term Paper, Submitted to Aykan Erdemir
Middle East Technical University, Sociology Department, Ankara, 2004

- Yüksel, 2004
Enver Kubilay Yüksel, “İnternet Demokrasisi ya da Ekşisözlük”
Radikal Gazetesi, 5 Eylül 2004
http://www.radikal.com.tr/ek_haber.php?ek=r2&haberno=3844&tarih=11/09/2004&ek_tarihi=05/09/2004


- Timisi, 2003
Nilüfer Timisi, “Yeni İletişim Demokrasileri ve Demokrasi”
Dost Yayınları, 2003


- Haftalık Dergisi, 2003
Sayı 3, mayıs 2003


- Çaplı, 2002
Bülent Çaplı, “Medya ve Etik”, 2002
İmge Yayınları, Ekim 2002

- Subaşı, 2001
Necdet Subaşı, “Sanal Cemaat Örüntüleri ”
Bilişim Toplumuna Giderken. Psikoloji, Sosyoloji ve Hukuk’ta Etkiler Sempozyumu” dahilinde sunulan bildiri, 23-24 Mart 2001 Ankara
http://www.medyakronik.com/akademi/makaleler/makaleler30.htm

- Boz, 2000
Fatih Boz, “İnternet ve Demokrasi”
Master Tezi, Ankara Üniversitesi Sosyal Bilimler Enstitüsü, Kamu Yönetimi ve Siyaset Bilimi Anabilim Dalı, 2000

- Akgül, 1999
Mustafa Akgül, “İnternet Notları: İnternet, Demokrasi ve Türkiye”,
Cumhuriyet Bilim Teknik, 1999
http://siyaset.bilkent.edu.tr/kamunet/oncesi/cbt-not3.html

- Uğur, Bilici, 1998
Aydın Uğur, Mücahit Bilici, “Bilgi Toplumu, İnternet ve Demokrasi, Dijital Alemin Genleşen Kamusal Alanı”, Yeni Türkiye 21. Yüzyıl Özel Sayısı
(Ocak Şubat 1998, yıl 4, 1. Cilt, Sayfa 448-496)
http://www.medyakronik.com/akademi/makaleler/makaleler07.htm

- Aksoy, 1996
Asu Aksoy, “İnternet ve Demokrasi”
Diyalog, Türk Demokrasi Vakfı Yay. 1. Sayfa, 159-170, Ankara, 1996
http://www.bkd.org.tr/analiz_ac.asp?id=7


- Gaynor, 1996
Denis Gaynor, “Democracy in the Age of Information: A Reconception of the Public Sphere”
Seminar Study submitted to Randy Bass,
Georgetown University, Washington, DC, Spring 1996
(http://www.georgetown.edu/faculty/bassr/gaynor/publics.htm)


- Thornton, 1996
Alinta Thornton, “Does Internet Create Democracy?”
Master Thesis, MA in Journalism, University of Technology, Sydney, 1996
http://www.zip.com.au/~athornto/thesis2.htm



İnternet Kaynağı

- Wikipedia, 2006
Doğrudan Demokrasi, http://en.wikipedia.org/wiki/Direct_democracy

Not: Bu yazı Haziran 2006'da yüksek lisans seminer projesi olarak sunulmuştur.

12 Ocak 2008 Cumartesi

Merkez Bankası Başkanı Olun!

Merhaba, aşağıdaki linkte San Francisco Merkez Bankası tarafından yapılan bir para politikası oyunu var.

Oyun

Bu linkteki oyunda, faizlerle oynama yetkisi olan sanal bir merkez bankası başkanı oluyorsunuz. Üçer aylık periyotlardan oluşan toplam 16 periyodunuz var. Her periyotta para politikanız ve ekonominin genel durumu hakkında gazete manşetleri çıkıyor karşınıza. Öte yandan faizlerde yaptığnız değişikliklere göre işsizlik ve enflasyonun gidişatı hakkında da grafiksel bir bilgi elde ediyorsunuz. Oyunun gerçekçi diye nitelendirilebilecek bir yanı ise yaptığınız faiz değişikliklerinin gerçek hayatta olduğu gibi belli bir gecikme (lag) ile enflasyon ve işsizliğe yansıması...

Oyunun sonunda başarınıza göre ya başarınızın keyfini çıkarıyorsunuz ya da benim gibi görevden alındığınıza dair bir gazete manşeti ile karşılaşıyorsunuz :)

Para Politikası Hakkında Kısa Bilgi:
İktisatla ilgilenenler bilir belki ama şu anda dünya merkez bankalarının uyguladığı temel para politikası kısa dönemli faizlerle oynayarak enflasyonu (ABD gibi bazı ülkelerde büyümeyi de) belli bir hedefte tutmaktır. Temel mantık Merkez Bankası tarafından arttırılan faizin parasal mekanizma yoluyla kredilerde bir sıkışıklığa dolayısıyla ekonominin beslendiği parasal kaynağın azalmasına yol açarak talepte azalmaya ve enflasyonda düşüşe neden olmasıdır. Ancak bu durum ekonomideki büyümeyi azalttığı için işsizliğin de artmasına neden olmaktadır.

Diğer yandan azaltılan faizler yine aynı mekanizma yoluyla ekonomideki büyümeyi arttırır. Sonuçta işsizlik azalır ancak artan talep enflasyonu körükler ve istikrarsız bir ekonomiye neden olur.

İyi eğlenceler...

PS: Oyunun varlığını öğrendiğim gazete haberi burada

11 Ocak 2008 Cuma

Tüketici yönlendirilir mi yönlendirir mi?


Marka Stratejisti Dr. Engin Baran'ın, MediaCat organizasyonunda yapılacak ve "2008'de Markanızı Ayakta Tutacak Yeni Pazarlama Teknolojileri" diye adlandırılan workshop'unu haber veren mail iletisinde "Tüketicinin yönlendirilen değil yönlendiren olduğu yeni pazar ortamında, klasik yöntemler artık oyun dışı. Yeni pazarlama teknolojilerini etkili kullananlar yollarına devam ederken, diğer markalar ise yava yavaş silinip gidiyor. Markanızın değerini, zor geçeceği bütün iş dünyasında kabul edilen 2008'de korumak ve artırmak istiyorsanız bu Workshop'u kaçırmayın!" buyrulmuş.


Tüketicinin yeni pazarda yönlendirilen değil yönlendiren olduğuna dair iddia çok ilgimi çekti. Bunun üzerine biraz düşünüp, okuyup bir şeyler yazmak üzere buraya bir bilgi notu düşmek için yazıyorum bunları.


Belki siz de üzerine düşünmek istersiniz;
sahiden, tüketici yönlendiriliyor mu yönlendiriyor mu?