31 Mayıs 2007 Perşembe

"Sosyal bilimlerin en katı alanı"

Aşağıdaki satırlar Erol Göka'nın "Türk Grup Davranışı"[1] adlı kitabından alıntıdır. Sencer Divitçioğlu'nun deyimi de olsa iktisat için "sosyal bilimlerin en katı alanı" nitelemesi bana doğru ve eğlenceli geldi. Ben de bu katı alan üzerine -Divitçioğlu'na benzer bir şekilde- yumuşak bir alanda iletişimde master yaptığım için bir yakınlık duydum. :) paylaşayım dedim...

Beşeri bilimler bir manzara resmi gibi ama bu resme de yakından baktığımızda beşeri bilim dallarının çok farklı yerleşimler gösterdiği, aralarında oldukça önemli farklılıklar olduğu görülecektir. Beşeri bilimlerin bu karmaşık yapısını, uzun yıllar sosyal bilimlerin "en katı alanı" dediği iktisatta çalıştıktan sonra, bakışına tarihsel boyut kazandırmak istediği için sosyal bilimlerin "en yumuşak alanı" dediği tarihte, özel olarak Türk tarihinde incelemelere girişen Sencer Divitçioğlu[2], çok iyi farketmiştir.

[1] Erol Göka, Türk Grup Davranışı, Aşina Yayınları, Ankara, 2006 :5
[2] Sencer Divitçioğlu, Ortaçağ Türk Toplumları Hakkında, Yapı Kredi Yayınları, İstanbul, 2001:37

7 Mayıs 2007 Pazartesi

Kızılay Maden Suyu ve Rekabet

BU YAZIYI YAZDIKTAN SONRA, YAZININ TEMEL ÇIKIŞ NOKTASINI OLUŞTURAN "KIZILAY İÇİN KIZILAY MADEN SUYU İÇİN" SLOGANINI YANLIŞ HATIRLADIĞIMI ANLADIM. ASLINDA SLOGAN "SAĞLIĞINIZ İÇİN KIZILAY MADEN SUYU İÇİN" OLACAKTI. DOLAYISIYLA TEMELİ SARSILAN BİR YAZI OLDUĞU İÇİN DİKKATE ALINMAMASINI İSTİYORUM. ÖTE YANDAN HATALI BİR YAZI ÖRNEĞİ OLARAK KALMASININ DAHA MANTIKLI OLDUĞUNA KARAR VERDİM.
:)








Geçenlerde bir afişte Kızılay Maden Sularının bir reklamını gördüm. Ve aklıma serbest piyasa bağlamında rekabeti ile bu afiş hakkında bir şeyler yazmak geldi.

Maden Suyu Vikipedi'ye göre "jeolojik ve fiziksel olarak koruma altında tutulan yeraltı sularından kuyu açılarak veya kaynaktan doldurularak elde edilmiş, çözünmüş katı madde içeriği toplam 250 ppm'den daha az olmayan sulara verilen isimdir." Maden suları yerin en derin katmanlarından karbondioksitin yarattığı basınçla yeryüzüne çıkan ve bu çıkış süresince geçtiği her katmandan birçok minerali bünyesine katarak zenginleşen sulardır. Vücudun sodyum, potasyum, magnezyum, fosfat gibi minerallerini dengelemesinde yardımcı olduğu gibi kimi yörelerde "şifalı su" tabirini hakedecek birçok yararlı özelliğe sahiplerdir.

Kızılay Maden Suları 1926'dan beri üretilen bir ürün. Hatta üretimi için Atatürk bile destek vermiş. Bunun yanında yıllardır hemen herkesin tanıdığı, aşinalığı olduğu bir marka. Bir "marka" denilebilir ama ününü reklamlarla, iletişim çalışmalarıyla değil uzun zamanlı, yıllara yayılan, standardını ve kalitesini koruyan bir ürün olarak markalaşmıştır. Reklama fazla yatırım yapmadıkları ortada ancak tektük örnek olarak benim Kızılay Maden Suyu denince ilk aklıma gelen resmi kurumlarda masalardaki takvimlerdeki iletişim çalışmalarıdır. Evet şöyle bir düşününce eminim çoğumuz hatırlayacaktır zira Kızılay'ın simgesi olan kızıl ay (!) şeklini taşıyan ve küçük boyutlarda 365 sayfadan oluşan bu kızılay takvimcikleri her güne bir safa ayırıp bir ajanda şeklinde resmi kurumlarda hâlâ kullanılmaktadır.


Çok fazla reklam yapmayan bir ürün olmasına rağmen geçenlerde bir afiş dikkatimi çekti. Afişte "Kızılay için kızılay için!" sloganı kullanılmaktaydı. Yani "Kızılay Derneği'ne yardım için Kızılay Maden Suyu içiniz" demenin oldukça özet ve güzel sloganlaşmış cümlesi. Ancak her ne kadar bu afişi ve çalışmayı beğendiysem de ortada bir sorun var. Rekabetin bozulması! Aslında buna haksız rekabet denilebilir belki ama kanuni olarak "haksız rekabet" Türk Ticaret Kanunu'nun kapsamına giren bir durum. Oysa benim bahetmek istediğim şey Rekabet Kanunu[1] dahilinde olabilecek gri bir bölgede.

Kızılay, belki piyasada satılan en kaliteli en iyi sodaları üretiyor olabilir. Ancak -her ne kadar bir yardım derneğinin ürünü olduğu aşikarsa da- bir yardım derneği olduğunun reklamlarında vurgulanması piyasadaki diğer maden suyu üreticileri için haksız rekabete yol açmakta. Düşünsenize, bir ürün üretip satmaya çalışıyorsunuz ancak rakibiniz "Beni satın alırsanız daha az insan ölür, hasta olur, açıkta kalır" şeklinde bir iletişim temasıyla karşınıza çıkıyor. Çeşitli varsayımla altında bu bir "gerçek"se de maden suyu piyasasında rekabetin eksik olduğu aşikardır. Burada vurgulamak istediğim konu devletin, vergilerle desteklenen bir işletmenin maden suyu üretmesi ya da üretmemesi değil; kendisine verilen, bahşedilen, gift edilen rolü reklamlarında sınırsızca kullanmasıdır.

Yani şöyle özetleyebilirim, bir firmanın rakibi ürünü karşılığında başkasına verilecek bir hayat vaadediyorsa o piyasada rekabet sorunu vardır

Aslında bu sadece Kızılay Maden Sularıyla ilgili bir sorun değil tabii ki. Çok derin teorik ve uygulama tartışmalarının olduğu temel bir sorun. Devlet ve piyasa rekabeti üzerine binlerce sayfa yazı yazılmıştır. Bir çok sektör hakkında bu tartışma yapılıyor. Yıllar önce Garanti Bankası'nda staj yapan bir üniversite öğrencisiyken geç olduğu için iş çıkışında Banka Müdürü'nden beni yolu üzerindeki otobüs durağına bırakmasını istemiştim. Yolda konuşurken bana piyasadaki devlet bankalarının varlığının rekabeti bozduğundan bunun da piyasa etkinliğini azalttığından bahsetmişti. Evet serbest piyasada devletin düzenleyici ve denetleyici haricinde bir piyasa oyuncu olması sorunlu bir konu. Tamam, enerji, telekom, uzay, havacılık, madencilik gibi yüksek ölçekte giriş sermayesi gerektiren alanlar için kamu öncü bir rol üstlenebilir ancak bir piyasayı rekabete açıp sonrasında vergilerle beslenen bir işletmeyi onun içine oyuncu olarak sokmak akla yatkın değil. Ha burada ben devlet ekonomide var olmalı mı olmamalı mı konusunu tartışmıyorum. Ben -eğer liberal bir ekonomi seçilmişse- devletin de bu ekonomi içinde kendisinie biçilen rolu oynaması gerektiğini düşünüyorum.

Neyse, sonuç olarak Kızılay'ın -her ne kadar tüm gönlümce desteklediğim, saygı duyduğum, önem atfettiğim bir dernek olsa da- derneğe destek olarak yürüttüğü ticari bir ürün için reklamlarında bu ulvi görevine atıf yapması sorunlu bir durum.



[1] Rekabet Kanunu’nda yasaklanan davranışlar için “haksız rekabet” kavramının kullanılması yanlıştır. Rekabet kuralları, rekabeti kısıtlayıcı, bozucu ya da önleyici teşebbüs ya da teşebbüs birliği davranışlarını yasaklamaktadır. Rekabet Kanunu'nda yasaklanan eylemler, haksız rekabet yaratan değil ancak mevcut rekabet düzenini bozan ya da bozmaya çalışan fiillerdir. Diğer yandan, esas olarak Türk Ticaret Kanunu’nda yer alan “haksız rekabet” kavramı, Rekabet Kanunu’nun kapsamında olmayan eylemleri içermektedir. Ticaret Kanunu’ndaki haksız rekabeti düzenleyen maddeler (56'ncı madde vd.); teşebbüslerin rekabet etme haklarını iyiniyet kurallarına aykırı bir şekilde kullanarak ticari faaliyette bulunmalarını yasaklamakta ve kişileri rekabet hakkının suistimaline karşı korumaktadır.(http://www.rekabet.gov.tr/sorular.html)