20 Şubat 2007 Salı

Türkiye'nin En Beğenilen Markaları

Merhabalar,

Yakın zamanda pazarlamadunyasi.com'da okuduğum bir haber hakkında bir şeyler yazmak istiyorum. Haber, KMG araştırma şirketi (zamanında HTP adını kullanırdı bu şirket, bilmeyenler için) yaptığı "Türkiye, Beklentiler, Tercihler, Beğeniler" adlı araştırmasının en beğenilen markalar çalışmasını konu ediyordu. Habere buradan ulaşabilirsiniz.


Habere göre en beğenilen markalar yanda görüldüğü gibi sıralanmış durumda.

İlk dikkat çeken durum Arçelik'in %44 gibi bir oranla "en beğenilen" birinci marka çıkması. Arçelik'i yine bir Koç grubu markası olan Beko izlemekte. Sonrasında ise Türkiye'nin gıda devi Ülker var. Liste genel olarak çok şaşırtıcı değil. Ancak satır aralarını okumakta fayda olacaktır.

Benim ilk dikkatimi çeken Coca Cola'nın en beğenilen 39. marka olabilmesi. Pepsi'nin marka liginde adı bile geçmiyor. Anlaşılan o ki, dünyanın en değerli markalarından Coca Cola ve Pepsi'nin, Ülker'in bir gıda markası olarak 3. Eti'nin de 22. olduğu listeye girebilmesi için Türk tüketicisini daha fazla etkilemesi gerekmekte.

Ancak bu durumu Türk tükecisinin Coca Cola'yı bir marka gibi değil de artık bir su, bir simit gibi görmesi şeklinde de açıklayabiliriz. Yani en beğendiğim marka su'dur diyen su tüketicisi sayısı nasıl az olacaksa Coca Cola'yı en beğendiği marka olarak ifade edecek "cola tüketicisi" sayısı az olacaktır diye bir hipotez öne sürelim:

Nasıl ki sistemler kendilerini karşıtlarıyla var eder ve meşrulaştırırlar, markalar da rakipleriyle "marka" sıfatlarını güçlendirir ve oturturlar. Şöyle ki, rakibi olmayan bir ürünün marka olarak algısıyla, oligopolik bir piyasadaki markaların algılanması farklı olabilmektedir. Arçelik'i düşünelim.

- Buzdolabınızı hangi marka aldınız?
- Arçelik marka aldık. Hep kullandığımız marka. Vesteller biraz daha genç işiydi.

türü bir diyalog ne kadar olasıysa;

- Colanızı hangi marka aldınız?
- Coca Cola marka aldık. Hep içtiğimiz marka. Pepsi biraz daha genç işi.

türü bir diyalog o kadar nadir görülebilmektedir.

Özetlersem, kapitalizm, sosyalizmin karşıtlığında kendini var edebilmiştir. Nasıl ki 1989'da sosyalizm çökmeye başlamıştır, kapitalizm de çöküş içine girmiştir. Immanuel Wallerstein, "Liberalizmden Sonra" adlı kitabında bundan söz eder. Sosyalizmin çöküşü, der Wallerstein, aslında liberalizmin de çöküşüdür. Zira kendine bir karşıt, bir zıt bulamayan bir liberalizmin meşruiyetini sürdürmesi zordur. Tabi sistem günümüzde olduğu gibi karşısına "terör" gibi yeni bir zıt bulmadığı sürece.

Heh, şimdi, Coca Cola'nın karşısında Pepsi var. Kabulümüz. Ancak Coca Cola, Pepsi karşısında o kadar baskın ki Coca Cola'yı bir marka olarak var edebilecek bir zıttı yok denilebilir. Aslında Coca Cola kendisine rakip olarak diğer cola şirketlerini değil, ayran, limonata hatta su gibi başka içecekleri hedef aldığını söylemektedir. Ancak bu durum Coca Cola'nın -sarsılmaz bilinirliğine rağmen- en beğenilen marka olarak ilk akla gelen 38 isim arasına sokamamıştır. Coca Cola aşırı bilinirliğinin kurbanı olmuş gibidir. tüketici Coca Cola'yı artık bir içecek markası olarak değil bir içecek olarak algılamaktadır.

Ha bu iyi midir? İyidir tabi. :)

10 Şubat 2007 Cumartesi

Veriler, verisizlik.

Merhaba,

Hemen bir konuyla başlamak istiyorum. Konumuz "verisizlik".

Dünyada herhangi bir konuda araştırma yapmak isteyenlerin en önemli ham maddesi veridir. Bir mühendis için de bir sosyal bilimci için de istatistiki veriler oldukça önemlidir kanımca. Kantitatif bir makale de çıkarsanız, kalitatif bir sosyal tespit de yapsanız söylediklerinizi istatistiklerle destekleyebilmek oldukça önemlidir. Ancak verilerini, bilginin bu önemi ona ulaşabilmeyi kolaylaştırmıyor da.

Bu "verisizlik" derdine tezimi yazmaya karar verdikten sonra düştüm. Tamam lisans öğrenimimde de verilerin, istatistiki bilginin öneminin az çok farkındaydım. Ancak ne yazık ki bu sorun "Ekonomik krizler ve tüketici davranışları"nı araştırırken karşıma kocaman, çelikten bir küp gibi dikildi. Bu bağlamda maliyet ve gizlilik karşımıza iki kardeş problem olarak çıkıyor.

Her iyi bir iş çıkarmak isteyen araştırmacı, yaptığı araştırmalarda olabildiğince derine ve ayrıntıya inmeye çalışır. Günümüzde makro verilerle tatmin olan çok az araştırmacı vardır. Ancak veriler mikrolaştıkça maliyetleri artıyor. Bugün sağlam bir çalışma için ihtiyaç duyulan basit bir istatistik için anketörlerin, uzmanların, araştırma şirketlerinin devreye girmesi gerekebiliyor. Bu verilerin güvenilir ve sağlam olması da o araştırmaya ayrılan bütçe ile doğru orantılı.

Bunun yanında veriler ayrıntılandıkça gizliliği de artıyor. Bugün tüketici davranışları hakkında Migros ya da Carrefour'da bir tıkla önünüze serilebilecek istatistikler gizlilik/firma politikası gibi nedenlerle kısıtlanıyor. Mesela TÜİK'in enflasyon sepeti ağırlıkları bir devlet sırrı niteliğindedir. 11 alt başlığa kadar inen sepet içeriklerinin ağırlıkları sadece 2 alt başlığa kadar (2. dereceden) yayınlanmaktadır.

Neyse, dediğim gibi tez çalışmamdaki en büyük sorun olan "verisizlik" gerçeğini sizinle paylaşmak istedim kısacak. Nerde bu devlet, nerde bu veriler, nerde çoraplarım?

Başlangıç

Selamlar,

İktisat üzerine iletişim-reklam masterı yapan bir öğrenci olmamın yanısıra "özerk" bir bankada memur olarak çalışmaktayım. Bu blogtaki amacım topluma, insanlara görüşlerimi aktarmaktan öte yazı yazarak kişinin bilgisini toparlayabilmesi, araştırma yapmak için motivasyon bulması ve somut bir şeyler üretebilmenin verdiği hazdır.

Bu blogta iktisat, tüketici davranışları, politik-iktisat'tan oluşan bir çerçevede yazılar yayınlamak niyetindeyim. Umarım sürekli ve etkin bir blog ortaya çıkarabilirim.