24 Nisan 2019 Çarşamba

"Rekabet ve Zorunlu Lisans Kurumu"

[For the English summary of this text, please refer to my blog entry published in February 2019: https://turkishcompetitionbulletin.wordpress.com/2019/02/05/a-new-rule-for-the-tca/]

2017 yılı başında yürürlüğe giren 6769 sayılı Sınai Mülkiyet Kanunu ile Rekabet Kurumu'na "yeni" bir görev verilmişti. Bu görev ile, normalde 4054 sayılı Kanun'un (4, 5, 6 ile 7. esas olmak üzere) ilgili maddeleriyle tanımlanan yetkiler ile ilgili sorumlulukları yerinde getirmekle görevli Rekabet Kurumu, artık zorunlu lisans başvuruları için de kanuni bir merci haline geldi.

6769 sayılı Kanun'un giriş hükümleri şu şekilde:

BAŞLANGIÇ HÜKÜMLERİ Amaç, Kapsam, Tanımlar ve Korumadan Yararlanacak Kişiler Amaç ve kapsam Madde 1- (1) Bu Kanunun amacı; marka, coğrafi işaret, tasarım, patent, faydalı model ile geleneksel ürün adlarına ilişkin hakların korunması ve bu suretle teknolojik, ekonomik ve sosyal ilerlemenin gerçekleştirilmesine katkı sağlamaktır. (2) Bu Kanun; marka, coğrafi işaret, tasarım, patent, faydalı model ile geleneksel ürün adlarına ilişkin başvuruları, tescil ve tescil sonrası işlemleri ve bu hakların ihlaline dair hukuki ve cezai yaptırımları kapsar. 

Ama ilginç olan 129. madde. Bu maddede Zorunlu Lisans'ın şartları sayılıyor. Bu şartlara ilişkin (e) bendinde, patent sahibinin, patent kullanırken rekabeti engelleyici, bozucu veya kısıtlayıcı faaliyetlerde bulunması durumunun da zorunlu lisans verilmesini gerektirdiği hükmü bulunuyor. Normalde zorunlu lisans, bu kanunda ifade edildiği üzere, mahkemece veriliyor. Ancak (e) bendindeki ifadeler Rekabet Kurumu'nun görev alanını belirleyen 4054 sayılı Kanun'ndaki esaslar ile paralellik taşıyor.
İKİNCİ BÖLÜM Zorunlu Lisans Zorunlu lisans MADDE 129- (1) Zorunlu lisans, aşağıda belirtilen şartlardan en az birinin bulunması hâlinde verilebilir: a) 130 uncu madde hükmüne göre patent konusu buluşun kullanılmaması. b) 131 inci maddede belirtilen patent konularının bağımlılığının söz konusu olması. c) 132 nci maddede belirtilen kamu yararının söz konusu olması. ç) 30/4/2013 tarihli ve 6471 sayılı Kanunla katılmamız uygun bulunan Ticaretle Bağlantılı Fikri Mülkiyet Hakları Anlaşmasını Değiştiren Protokolde belirtilen şartların sağlanması hâlinde başka ülkelerdeki kamu sağlığı sorunları sebebiyle eczacılık ürünlerinin ihracatının söz konusu olması. d) Islahçının, önceki bir patente tecavüz etmeden yeni bir bitki çeşidi geliştirememesi. e) Patent sahibinin, patent kullanılırken rekabeti engelleyici, bozucu veya kısıtlayıcı faaliyetlerde bulunması.
Nitekim bu paralellik boşuna değil. Aynı maddenin ikinci fıkrasında anılan (e) bendi ile ilgili olarak da Rekabet Kurumu'na bir atıf var:

(2) Birinci fıkranın (a), (b) ve (ç) bentleri kapsamında verilecek zorunlu lisans mahkemeden; (e) bendi kapsamında verilecek zorunlu lisans Rekabet Kurumundan talep edilir. Birinci fıkranın (ç) bendi uyarınca yapılan zorunlu lisans taleplerinde acil durumlar ve birinci fıkranın (e) bendi hariç olmak üzere, zorunlu lisans talep edenin, patent sahibinden makul ticari şartlar altında sözleşmeye dayalı lisans istemesine rağmen makul bir süre içinde alamadığına dair kanıt talebe eklenir. Mahkeme, zorunlu lisans talebinin bir sureti ile ekli belgelerin birer suretini patent sahibine gecikmeksizin gönderir. Patent sahibine, bunlara karşı delilleriyle birlikte görüşlerini sunması için bildirim tarihinden itibaren bir ay süre verilir 
Yukarıdaki maddelere göre patent sahibi teşebbüs patenti kullanırken rekabeti kısıtlarsa, zorunlu lisans verilmesi için Rekabet Kurumu'ndan bir talepte bulunur. Diğer bir ifade ile Kanun, patent nedeniyle rekabetin kısıtlanması giri bir durumun ortaya çıkmasının zorunlu lisans talebi için yeterli zemini oluşturduğunu; bu bağlamda zorunlu lisans için Rekabet Kurumu'na başvurulması gerektiğini ifade etmektedir.

Aynı maddede zorunlu lisans verilmesine ilişkin özellikle mahkemelere yönelik usuli ayrıntılar da yer alıyor.
(3) Mahkeme, varsa patent sahibinin görüşlerini zorunlu lisans talep edene tebliğ eder ve bir ay içinde talebin reddine veya zorunlu lisansın verilmesine karar verir. Bu süre uzatılamaz. Patent sahibi, zorunlu lisans talebine itiraz etmemişse, mahkeme gecikmeksizin zorunlu lisansa karar verir.
(4) Zorunlu lisansın verildiği kararda; lisansın kapsamı, bedeli, süresi, lisans alan tarafından gösterilen teminat, kullanıma başlama zamanı ile patentin ciddi ve etkin kullanımını sağlayan önlemler belirtilir.
Normal şartlarda zorunlu lisans, rekabet hukukuna yabancı bir kavram değil. Bilindiği üzere gerek birleşme/devralmalarda veya gerekse de hakim durumun kötüye kullanılması dosyalarında zorunlu lisans şartları, özellikle "zorunlu unsur doktrini" çerçevesinde gündeme gelebiliyor (bu konuda 2003 yılından bir RK uzmanlık tezi için Ölmez, 2003 ve 2005 yılından bir makale için Yavuz, 2005). Hatta yatay işbirliği anlaşmalarna ilişkin kılavuz çerçevesinde standardizasyon anlaşmalarının bir parçası olan ve standarda esas patentlere (Standard Essential Patents) yönelik FRAND hükümlerinin de lisanslara ilişkin zorunluluğu düzenleyen şartlar sunduğu ifade edilebilir. 

Bununla birlikte 6769 sayılı Kanun ile Rekabet Kurumu'na doğrudan verilen bu görevin sınai mülkiyet hukuku ve rekabet hukuku kesişim alanına ilişkin önemli bir tartışma noktası olması muhtemeldir. Lisansa konu bir faaliyet alanında (halihazırda tekel hakkı üzerine kurulmuş bir sistemde) rekabetin ne şartlarda kısıtlandığına ilişkin tespitlerin yanı sıra, RK'nın zorunlu lisansı hangi şartlarda ve usülle (129/3'te mahkemenin görüş soracağı hükmü var ancak RK için muhtemel yol soruşturma açılması) vereceği; lisans bedelinin (royalty) nasıl belirleneceği (129/4'te kararda belirlenir deniliyor), mahkemelerin buradaki konumu vs. hakkında uygulamalar ve muhtemel ikincil mevzuat yol gösterici olacaktır. Bununla birlikte Rekabet Kurumu'nun görev tanımında artık sadece 4054 değil 6769 sayılı Kanun'a da atıf olması yerinde olacaktır.

2 Ocak 2019 Çarşamba

[MAKALE]: Hukukun İktisadi Analizi Çerçevesinde Rekabet Hukuku


Rekabet Hukuku'nun iktisadi temellerini ve ABD ile AB yaklaşım farklılıklarını iyi özetleyen güzel bir makale paylaşmak isterim Makalede, Rekabet hukukunun sadece bir kurallar bütünü olmasından ziyade iktisadi ekollere göre temelleri olan ve bu temeller üzerinde tarihsel kökenleri itibarıyla farklılaşan bir dal olduğu önemli altyapı ve tarihsel yaklaşımlarla ortaya konuyor.  ABD'deki ekonomik temeller ve toplumsal refah çerçevesindeki "iktisadi etkinlik" amacı; bununla birlikte AB'deki ordoliberal anlayış, "sosyal piyasa ekonomisi" yaklaşımı sonucu ortaya çıkan amaç karmaşası iyi özetleniyor. Bir hukukçu için ideal seviyede iktisat; bir iktisatçı için de ideal seviyede hukuk normları ile oluşturulan bu makaleyi özellikle rekabet hukukunu anlamaya, öğrenmeye çalışan kişiler için temel bir okuma olarak tavsiye ederim.




Özeti aşağıda:

Hukukun İktisadi Analizi Çerçevesinde Rekabet Hukuku
Zeynep AYATA Koç Üniversitesi Hukuk Fakültesi Öğretim Üyesi, zoyata@ku.gov.tr

Hukukun iktisadi analizi, hukuk kuralları ve kurumlarının değerlendirilmesinde mikro iktisat araçlarını kullanan disiplinlerarası bir yaklaşımdır. Bu analizin temel amacı, “toplam iktisadi etkinlik” olarak tanımlanan sosyal refahın artırılmasıdır. Bu analiz, hukukun farklı alanlarında kullanılan bir yaklaşım olmakla birlikte, bilhassa Amerika Birleşik Devletleri rekabet hukukunda önemli bir etki yaratmıştır. Hukukun iktisadi analizinin, Avrupa Birliği rekabet hukukunda da uygulanmasına yönelik olarak literatürde ve politika geliştiren Komisyon’da tartışmalar yapılmaktadır. Bu makalede, öncelikle, hukukun iktisadi analizinin iktisadi ve hukuki temelleri incelenecektir. Daha sonra, bu analizin Amerika Birleşik Devletleri rekabet hukukunda, özellikle refah ekonomileri ve Chicago Okulu’nun etkisiyle uygulanışı ele alınacaktır. Son bölümde ise, bu analizin Avrupa Birliği rekabet hukuku ve politikasıyla uyumu tartışılacaktır.



24 Ekim 2017 Salı

Enerji Yatırımları 2017

Capital Dergisi'nin Ekim 2017 sayısında Enerji  yatırımlarına ilişkin 7 gelişme sıralanmış ve incelenmiş. Sektördeki oyuncuların temsilcileri ile yapılan röportajlar ve alınan görüşlerin de aktarıldığı yazı sektörün yatırımlar açısından içinde bulunduğu durum ve geleceği için özet öngörüler içeriyor.

Yazının temel vurgusu, bir süredir sektörde konuşulan arz fazlalığı durumu. Arz-talep dengesizliğinin yatırımlar, satın almalar ve yabancı ilgisine yönelik olumsuz etkisine rağmen yenilenebilir enerji yatırımlarının hareketli olduğu ifade ediliyor.

Dergider yer verilen bazı grafikler de sektörün genel durumu açısından iyi birer özet niteliğinde...
Türkiye Özel Sektör Enerji Yatırımları Kurulu Kapasite (MW)
Kaynak: Capital Ekim 2017

Türkiye Elektrik Kurulu Gücü Dağılımı (MW, %)
Kaynak: TEİAŞ, Capital Ekim 2017

Türkiye Enerji Devralmaları
Kaynak: Capital Ekim 2017

Türkiye Son Dönem Enerji Devralmaları
Kaynak: PWC, Capital Ekim 2017

17 Ekim 2017 Salı

Ekonometri esaslı makale yazmak için bir rehber.

Esasında kendim için bir not. Ama denk gelince paylaşayım dedim:

https://minerva.union.edu/dvorakt/43/sample_paper.htm


Yukarıdaki linkte biraz amatörce de olsa ekonometrik makaleler için genel bir rehber önerilmiş. Giriş, ampirik bulguların/regresyonların sunumu, sonuç vb.

Bir başlangıç olarak tavsiye edililir...

17 Mart 2017 Cuma

Karahan'dan Bir Yazı Daha

Mustafa Karahan'ın petroturk.com'daki yazılarını denk geldikçe takip ediyor ve paylaşıyorum. Enerji sektörünü bütüncül bir bakış açısıyla değerlendiren yazarın diğer yazılarını daha önce paylaşmıştım. Şimdi de dikkatimi çeken bir çalışmasını aktarmak isterim. Karahan, 13 Mart 2017 tarihli yazısında elektrik (ve doğal gaz) piyasalarının serbestleşme sürecindeki aksaklıklara ilişkin bazı önemli tespitlerde bulunmuş. Benim için öne çıkan uyarıları ve önerileri şu şekilde:

"...Türkiye’deki elektrik ve doğal gaz piyasalarında öncelikle iletim ile ilgili konuların hızla çözülmesi çok kritik bir önem arzediyor. Özellikle elektrikteki iletim kısıtları ile doğal gazdaki depolama sorunları tüm ülke için ciddi maliyet oluşturuyor. Bu konulara TEİAŞ ya da BOTAŞ’ın maliyeti olarak değil tüm ülkenin çıkarı açısında bakılması çok önemli. Örneğin iletim kısıtları bazı dönemlerde hidro santrallerin suyunu boşa atmasına sebep olurken, aynı zamanda bazı santrallerin çalışmaması için maliyetlere sebep oluyor. Sistem işletmecileri, görev tanımları gereği elbette bu yönetimi anlık olarak yapacaklardır ancak bu maliyet ve bölgesel uygulama durumlarının rutin hale gelmesi burada yapısal bir soruna işaret etmektedir ve hareket geçilmesi gereken konuların başındadır. Kesinti gibi sorunlar ise zaten başlı başına ciddi maliyet getirmektedir. Doğal gaz depolama faaliyetleri de aynı derecede önem arz etmektedir.

Elektrik için üretim ve iletim planlanması tekrar gözden geçirilip, talebe ve kaynaklara göre yeniden bir strateji kurulmalıdır. Örneğin tüketimin yüksek olduğu ve genele göre daha hızlı arttığı Trakya bölgesine ciddi baz yük yatırımları planlanmalıdır. Bunu yaparken de elbette emisyon konusunda hassas olunmalıdır. Örneğin Akdeniz ve Karadeniz için öncelikli olarak düşünülen Nükleer Santralin öncelikli olarak Trakya bölgesi için düşünülmesi gibi stratejik konuların çalışması hızlandırılmalıdır"


20 Ocak 2017 Cuma

Aralık Ayı Elektrik Kesintileri

Mustafa Karahan'ın Aralık ayı elektrik kesintileri üzerine tarafların görüşlerini de yansıtan güzel bir yazı: PETROTURK

2 Mayıs 2016 Pazartesi

Sosyal sınıflar ve uçaklar

Uçaklardaki yolcuların çıkardığı huzursuzluklar aslında sosyal sınıf farklılıklarının bir yansıması olabilir mi?
Son okuduğum makale bu konuda çok ilginç bir tespit içeriyor. 

Toronto Üniversitesi'nden DeCelles ve Harvard'tan Norton tarafından kaleme alınan bu makaleye göre uçaklarda ekonomi sınıfındaki gerginlikler, yolcuların of kavga çıkarması ya da kurallara uymaması (wcde sigara tüttürmek ya da kemerleri bağlamamak vs) gibi hususların esasında uçaklardaki birinci sınıf daha doğrusu Business Class ve ekonomik sınıfı ayrımından kaynaklanmış olabileceğini söylüyor.

Makale esasında günlük hayattaki eşitsiz ortamların insanlar üzerindeki etkisini araştırıyor ve uçakları bir örnek olarak seçiyor. Ulaşılan sonuçlara göre ekonomi sınıfı yolcular daha fazla kavga çıkarıyor ve kurallara uymammaya daha meyilli. Ancak şöyle bir ayrıntı dikkat çekici eğer ekonomi sınıfındaki yolcular uçağa binerlerken birinci sınıf yolcular arasından geçiyorsa ya da birinci sınıf yolculara sunulan bir yemeğin kokusu arkada ekonomi sınıfındaki yolculara ulaşıyorsa ve bunun sonucunda da ekonomi sınıfındaki yolcular eşitsiz bir davranış olduğunu hissediyorlarsa bu kişilerin çıkardığı kavgalar huzursuzluklar ve kurallara uymama kat ve kat artıyor.
Bu çerçevede makale uçaklardaki bazı tasarım değişiklikleri ile yolcu kavgalarının azaltılabileceğini savunuyor. Örneğin yolcuların orta kapıdan alınması ya da uçaklarda sınıfları ayıran perdenin kaldırılması gibi çözümlerin işe yarayabileceği savunuluyor. Aşağıda abstraktının ediyorum okumaya değer:
"Physical and situational inequality on airplanes predicts air rage
 Authors
Katherine A. DeCellesa,1 andMichael I. NortonbaOrganizational Behaviour and Human Resource Management Area, Rotman School of Management, University of Toronto, Toronto, ON, Canada M5S 3E6;bMarketing Unit, Harvard Business School, Boston, MA 02163
Edited by Susan T. Fiske, Princeton University, Princeton, NJ, and approved March 30, 2016 (received for review November 3, 2015)
Significance
We suggest that physical and situational inequality are built into people’s everyday environments—such as the modern airplane—and that exposure to these forms of inequality can trigger antisocial behavior. Analyses reveal that air rage is more common in economy class on airplanes, where inequality is physically present, and in both economy and first class when inequality is situationally salient. We extend research demonstrating that the salience of inequality decreases prosocial behavior by higher class individuals, showing that temporary exposure to physical and situational inequality predicts antisocial behavior among individuals in both higher and lower classes. Moreover, we explore a novel predictor of inequality-induced antisocial behavior—the design of physical environments—augmenting research on macrostructural forms of inequality.
Abstract
We posit that the modern airplane is a social microcosm of class-based society, and that the increasing incidence of “air rage” can be understood through the lens of inequality. Research on inequality typically examines the effects of relatively fixed, macrostructural forms of inequality, such as socioeconomic status; we examine how temporary exposure to both physical and situational inequality, induced by the design of environments, can foster antisocial behavior. We use a complete set of all onboard air rage incidents over several years from a large, international airline to test our predictions. Physical inequality on airplanes—that is, the presence of a first class cabin—is associated with more frequent air rage incidents in economy class. Situational inequality—boarding from the front (requiring walking through the first class cabin) versus the middle of the plane—also significantly increases the odds of air rage in both economy and first class. We show that physical design that highlights inequality can trigger antisocial behavior on airplanes. More broadly, these results point to the importance of considering the design of environments—from airplanes to office layouts to stadium seating—in understanding both the form and emergence of antisocial behavior."